22.12.2010

Dinleme Arzusu Duyun.

Dinleme Arzusu Duyun.

Başkalarını dinlemenin en güçlü silahınız olduğu gerçeğini kabul etmelisiniz. Kendisine fırsat verildiğinde, karşınızdaki kişi, bilmeniz gereken her şeyi size söyleyecektir. Bu, arzu doğurmazsa ne doğurur, bilemiyorum.

Her Zaman En Çok Konuşanın Karşınızdaki Kişi Olmasını Sağlayın.
Bu, basit bir matematik konusudur. 70/30 kuralını öneririm. Zamanın yüzde 70´ini dinleyerek, yüzde 30´unu ise konuşarak geçirin.
Söz Kesmeyin.
Her zaman söz kesmek ve son derece önemli olduğunu düşündüğümüz birşeyi karşımızdakine söylemek için karşı koyulmaz bir istek duyarız. Oysa, o şey önemli değildir. Dolayısıyla bunu yapmayın. Konuşmaya yeltendiğinizde, kendinize konunun gerçekten gerekli olup olmadığını sorun.
Aktif Dinlemeyi Öğrenin.
Birini dinlemeniz yeterli değildir; onları dinlediğinizi bildiklerinden emin olmak istersiniz. Aktif dinleme, söylenen her sözü duyduğunuzu karşı tarafa iletme sanatıdır.
Gerekirse Açıklama İsteyin.
Bu, her tür yanlış anlamayı ortadan kaldıracaktır.
Sözsüz Mesajları -Vücut Dilini- "Dinleme"ye Alışın.
Karşınızdaki kişi, vücut dilini kullanarak sizinle iletişim kuruyor olabilir. Mesajın kodunu çözmeniz gerekir.
Bir Soru Sorun, Sonra da Susun.
Bu, dinlemenin çok kolay bir yoludur. Kendinizi röportaj yapan biri gibi düşünün. Dinleyin ve sorun.
Soru Sormanın İpuçları
Kendinizi konuşmaktan nasıl alıkoyacağınızı bir kez öğrendikten sonra, soru sorarak etkili dinlemeyi başarabilirsiniz. Aşağıda, soru sormaya yönelik bazı ipuçları bulunuyor:
Açık Uçlu Sorular Sorun.
Basit bir evet ya da hayır ile yanıtlanamayacak sorular. "Bunu nasıl yapabiliriz?" "Ne düşünüyorsunuz?" Amacınız, onları mümkün olduğunca çok konuşturmaktır.
Onları Savunmaya Geçmeye Zorlayacak Sorular Sormayın.
Örneğin, "Neden?" korkutur. "Neden?" diye sormayın. "Nasıl oldu?" diye sorun.
"Ya Şöyle Olursa?" Diye Sorun
Ya bunu bu şekilde yaparsak?
Ne Tavsiye Ettiklerini Sorun.
"Bu konuyu çözmek için ne yapmamızı önerirsiniz?" Herkes kendisine fikir sorulmasından hoşlanır.
alternatifler Sunun.
"Hangi yöntemi tercih edersiniz?" Bu, karşınızdaki kişiye saygı duyduğunuzu gösterir.
Neler Hissettiklerini Sorun.
"Bu konuda ne hissediyorsunuz?" İnsanlar, duygularının onaylanmasından hoşlanırlar.
Söylediklerini Tekrarlayın.
"Ne söylediğinizi anladığımdan emin olmak istiyorum. ….. mi söylüyorsunuz?" Bu teknik, yanlış anlamaları önleyecek ve gerçekten dinlediğinize onları inandıracaktır



40 Hadis

  1. 1.Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.
  2. 2.Allah’ın rızası, anne ve babanın rızasındadır. Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir.
  3. 3. Bağışını geri alan kimsenin durumu şu köpeğin durumu gibidir: Yalını yer, iyice doyunca kusar. Sonra kusmuğuna tekrar dönüp onu yer.
  4. 4. Bir genç, ihtiyar bir kimseye yaşı sebebiyle ikramda bulunursa, Allah yaşlılığında ona ikram edecek kimseleri mutlaka takdir eder.
  5. 5. Bir insan ölünce üç kişi hariç herkesin ameli kesilir: Sadaka-i cariye bırakan, veya istifade edilen bir ilim bırakan veya kendine dua edecek salih evlat bırakan.
  6. 6. Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır.
  7. 7. Biriniz kardeşini Allah için seviyorsa ona sevdiğini söylesin.
  8. 8. Bizi aldatan bizden değildir.
  9. 9. Cennet anaların ayağı altındadır.
  10. 10. Dul ve fakirlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle geçiren kimse gibidir.
  11. 1. Ey iman edenler Allah’ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın, hududu da aşmayın. Doğrusu Allah, aşırı gidenleri sevmez. Allah’ın size verdiği rızıktan temiz ve helal olarak yiyin. İnandığınız Allah’dan sakının.
  12. 12. Halka teşekkürde bulunmayan Allah a şükretmez.
  13. 13. Her kim borçlu fakire mühlet verir, yahut borcundan indirirse Allahu Teala da onun Arşının gölgelerinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde arşının gölgesi altında dinlendirir.
  14. 14. Herhangi bir müslüman çıplak bir müslümanı giyindirirse, Allah da ona Cennetin meyvelerini ikram eder. Herhangi bir müslüman susuz bir müslümanı suya kandırırsa, Allah da ona ağzı mühürlü (el değmemiş) Cennet meşrubatından ikramda bulunur.
  15. 15. Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir hediye vereme
  16. 16. Hiçbir kimse, el emeği ve helal kazancından daha hayırlı bir yemek yememiştir.
  17. 17. Hiçbiriniz kendisi için istediğini mü’min kardeşi için istemedikçe gerçek iman etmiş olamaz.
  18. 18. İlim öğrenmek üzere yola çıkan kimseye, Allah cennet yolunu kolaylaştırır.
  19. 19. İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.
  20. 20. İnsanlar eğer Ramazan ayının kıymet ve ehemmiyetini hakkıyla bilselerdi, ümmetim, bütün senenin Ramazan olmasını temenni ederdi.
  21. 21. İnsanlar yaşadıkları gibi ölürler.
  22. 22. İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.
  23. 23. İşçiye ücretini, alnının teri kurumadan veriniz.
  24. 24. Karşılıklı ticarette ticaret yaptığın kişinin namaz kılması seni kandırmasın.
  25. 25. Kim bir hayırli isi yapmaya yönelirse, onu yapan kadar mukafat alir
  26. 26. Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, kendisine onun kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz.
  27. 27. Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek ihlâs ile oruç tutar ve kıyam ederse (teravih namazı kılarsa) annesinden doğduğu günkü gibi günahlarından temizlenir.
  28. 28. Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin, eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin, buna da gücü yetmezse kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir.
  29. 29. Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.
  30. 30. Komşusu aç yatarken tok yatan bizden değildir.
  31. 31. Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.
  32. 32. Mümin kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır.
  33. 33. Mümin kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme.
  34. 34. Müslüman bir kimsenin, bir malda kusur olduğunu bildiği halde, müşteriye haber vermeden satması haramdır.
  35. 35. Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu tehlikede yalnız bırakmaz. Kim, kardeşinin ihtiyacını görürse Allah da onun ihtiyacını görür. Kim bir müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, Allah da o sebeple onu kıyamet gününün sıkıntısından kurtarır. Kim bir müslümanı örterse, Allah da onu kıyamet günü örter.
  36. 36. Resülullah aleyhissalatu vesselam’a: “En efdal insan kimdir?” diye sorulmuştu. “Kalbi mahmüm (pak), dili doğru sözlü olan herkes” buyurdular. Ashab: “Doğru sözlülüğün ne demek olduğunu biliyoruz. Mahmümu’l-kalb ne demektir?” diye sordu. “(Mahmüm kalb), Allah’tan korkan tertemiz kalptir, içinde günah yoktur, zulüm yoktur, kin yoktur, hased yoktur” buyurdular.
  37. 37. Size vermekte olduğu nimetlerden ötürü Allahı sevin, benide Allah beni sevdiği için seviniz.
  38. 38. Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır.
  39. 39. Sizin en hayırlınız kuranı öğrenen ve öğretendir.
  40. 0. Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir: Mazlumun duası, yolcunun duası ve babanın evladına duası.
  41.  

Erteleme alışkanlığı ve kurtulma yolları

Erteleme alışkanlığı ve kurtulma yolları
Erteleme alışkanlığı artık okadar genişlediki durdurulması zor bi hale geldi. Ertelemek bir işi olduğundan fazla gözünde büyütmek ve daha sakin bi ana bırakma işidir. Bugün akşam bakarım neyse geç oldu yarın bakarım ya çok yorgunum neyse akşam bakarım böle diye diye ardımıza bide bakarızki bu ertelediğimiz olay daha büyük sorunlarla karşımıza çıkar. Herşeyi hep erteleye erteleye birde bakmışısızki o yapmamız gereken olay için son günün içerisindeyiz ozamanda başlarız kayğıya telaşa öyle değilmi...
Ev işleri, faturalar, arabanın bakımı, çocukların okulu, ofiste bekleyen işler, kişisel bakımımız derken yapılması gerekenler ve yapılması istenenler arasında boğulup gidiyoruz. Bu iş yükünün en büyük yan etkisi ise ‘bugünün işini yarına ertelemek’. Böyle böyle yarına bir bakıyoruz; yapacak tonlarca işimiz var. Bu işlerin varlığı düşüncesi aklımızı öyle meşgul ediyor ve bu durum bizi aslında o kadar yıpratıyor ki farkında değiliz…

Bu şekilde ‘kendimizi oyalamalar’ yerine işimizi gününde halletmeye çalışmamız, hem zihin sağlığımız hem de zaman planlaması açısından çok önemli. Dolayısıyla hafife alınmaması gereken bir mesele… Ertelemenin insanda suçluluk hissetmeye, hareketsizliğe, hatta depresyona kadar varan sonuçlar yaratabileceğini biliyor muydunuz?

Pudra.com bugünün işini neden yarına bıraktığımızı; ve bu alışkanlıktan kurtulmak için ne yapmamız gerektiğini araştırdı. Önerilerimiz erteleme eyleminin nedenlerini daha iyi kavramanıza ve bir an önce bu alışkanlığı değiştirmenize; en önemlisi huzurlu bir şekilde yaşamanıza yarayacak.

Neden erteliyoruz?

Herşeyi yarına erteleme alışkanlığı hayatımızın birçok alanında karşımıza çıkabilir; profesyonel hayatta, günlük yaşamda veya özel hayatta… Bu sıkıntı yaratan durumdan kurtulmak için öncelikle yapmamız gereken ertelemenin kaynaklarını belirlemektir. İşte bazı işlerimizi ertelemenin altında ‘gerçekten vaktin yetmemesi’ dışında yatan nedenler:

Başarısızlık korkusu

Bazı kararlar, işler veya görevler karşısında kendini yetersiz hisseden kişi kaygılarından dolayı o işi yapmak istemez. Bazı şeyleri risk almayı veya eleştirilmeyi kaldıramayabilir. Bu durumda kişi karşı karşıya olduğu durumla yüzleşmek yerine, bir devekuşu misali kafasını saklar. O işi erteleyebildiğince erteler.

Mükemmeliyetçilik

Mükemmeliyetçi kişilikler başarısızlık, eleştiri gibi durumlarda oldukça dayanıksızdırlar. Karakterleri gereği bir işi yaparken detaylara boğulmaktan fazlasıyla vakit harcarlar/kaybederler. Risk almayı hiç sevmezler. Dolayısıyla mükemmel bir şekilde sonlandırmaları gereken işler onların gözünde çok büyür ve ertelemeye meyillidirler.

Boşluk kaygısı

Bu durum kendini paradoksal bir biçimde gösterebilir. Gerçekten, amaçlarına ulaşıyor olmak onları korkutup kaygılandırıyor olabilir. Çünkü artık yapacak hiçbir şey kalmayacaktır. Genelde hiperaktif insanlarda görülen bu durum tamamen boşluk korkusundan kaynaklanır.

Ertelememek ve işlerimiz gerektiği anlarda yapmanın yolları:

Özgüven kazanın

Yukarıda saydığımız nedenlere bakıldığında (başarısızlık korkusu, risk almama, yetersiz hissetme gibi) başlıca nedenin özgüven eksikliği olduğunu fark etmek zor değil. Dolayısıyla öncelikle yamanız gereken şey bu özgüveni yeniden kazanmak; kendinizin ve yeteneklerinizin farkına varmak… Bunun için özgüven kazanmak için 3 ilginç yöntem ve kendinize güvenin yazılarımızı mutlaka okuyun!

Zamanı iyi planlayın

Hızla akan zamana, çabucak geçen günlere yetişmek için yapılması gereken en temel şey zamanı iyi değerlendirmek adına doğru planlar yapmaktır. Her zaman yapılması gerekenlerin bir listesini hazırlayıp önceliklere göre sıralama yapmanız, gerektiği zaman ‘hayır’ diyebilmeniz, hedeflerinizi zamana yaymanız zamanı planlamanıza yardımcı olacaktır. Zaman planlaması nasıl yapılır? Yazımızı okuyarak işin tüm sırlarını öğrenebilirsiniz.

Engelleri ortadan kaldırın

Bu engeller kimi zaman elimizde olmaz, ama kimi zaman da ertelemenin gizli bahaneleri olarak kendimizin yarattığı durumlardır. Her ne sebepten kaynaklanıyor olursa olsun, engelleri ortadan kaldırın. Örneğin evde yapmanız gereken bir iş var ve eve geldiğinizde televizyonun karşısına geçip, sonra da bilgisayarınızı açıp kendinizi oyalıyorsanız; hemen ikisini de kapatın. Kendinize ödül verin; önce işinizi bitirin, sonrasında rahat rahat keyfinizi yapın! Hem bu şekilde zihniniz de daha rahatlamış olacak. Unutmayın; kimi zaman dış dünyayla ilişkiyi tamamen kesmek işinizi tahmin edebileceğinizden çabuk sonlandırmanıza yarar. Sadeleşme yazımız da engelleri eleme konusunda size yardımcı olabilir...

Atılgan olun

Bir iş gözünüzde büyüyorsa onu yapmadan önce birkaç saniye şunu hayal edin: bu iş bittiğinde üzerinizden o yükün nasıl kalkacağı ve zihninizin nasıl hafifleyeceği… Bunun bilincinde olduğunuza gerçekten motive olacak ve hatta işinizi normalden çok daha çabuk bir sürede sonlandırabileceksiniz. Gözünde büyütmek beraberinde üşenmeyi, üşenmek de hemen akabinde yarına ertelemeyi getirir. Dolayısıyla üşengeçliği bir kenara bırakın, bitişin hayalini kurun ve hemen o işe atılın!

Çok Güzel Bir Hikaye... Nasıl Pozitif - İyimser olabiliriz ???

Çok Güzel Bir Hikaye... Nasıl Pozitif - İyimser olabiliriz ???
Michael herkesin imrendiği biriydi. Her zaman
neşeliydi ve
Çevresine hep olumlu şeyler söylerdi.
Birisi ona nasıl olduğunu sorduğunda:
'Daha iyi olamazdım' diye yanıtlardı. Doğal bir motivatördü.
Eğer çalışanlardan birisi işyerinde kötü bir gün geçirmişse, Michael, ona,
Durumun olumlu taraflarına bakmasını söylerdi.

Michael’ın bu tarzı beni çok
meraklandırdı, ve bir gün Michael'a gidip sordum;
'Anlamıyorum! Her zaman nasıl bu kadar pozitif biri
Olabiliyorsun? Bunu nasıl yapıyorsun?

Michael yanıtladı:'Her sabah kalktığımda kendime diyorum ki:
'Bu gün iki seçeneğin var: ya iyi bir ruh halinde olabilirsin ya da kötü bir ruh
halinde, seçimini yap. Ben de iyi bir ruh halinde
olmayı tercih ediyorum. Kötü bir şey olduğunda, ya kendimi
kurban olarak görebilirim ya da bu durumdan bir şey öğrenebilirim. Ben de
bir şey öğrenmeyi tercih ediyorum. Ne zaman birisi bana derdini
anlatsa, onu sadece dinleyebilir, ya da hayatin olumlu taraflarını
gösterebilirim. Ben de ikincisini tercih ediyorum.

İtiraz ettim:
'Hayır, bu kadar da basit değil'.
'Evet, bu kadar basit', Michael yanıtladı ve devam etti:
'Yasam seçeneklerden ibarettir. Gereksiz ayrıntıları bir
kenara bıraktığında her durumun bir seçenek olduğunu görürsün. Olaylara
nasıl tepki vereceğini sen seçersin. İnsanların senin ruh halini nasıl
etkileyeceğini kendin seçersin. Nasıl bir ruh hali içinde olacağını kendin
Seçersin. Hayatini nasıl yasayacağın da senin seçimine bağlıdır'.


Michael’ın söyledikleri üzerinde uzun uzun düşündüm. Bir süre sonra kendi
İsime başlamak için işyerinden ayrıldım. Birbirimizle teması kaybettik,
fakat hayat hakkında bir seçim yapacağım sırada sık sık onu ve hayata
bakış şeklini düşündüm. Bir kaç yıl sonra, Michael’ın ciddi bir is kazası
geçirdiğini duydum. 18 saatlik bir ameliyat ve yoğun bakımdan sonra,
Michael sırtına yerleştirilmiş demir çubuklarla hastaneden taburcu edilmişti.

Kazadan 6 ay sonra Michael’ı gördüm. Kendini nasıl
hissettiğini sorduğumda, 'daha iyi olamazdım, yara izlerimi görmek ister
miydin?' diye sakayla karışık yanıtladı. Teklifini reddettim, ama kaza
esnasında beyninden neler geçtiğini kendisine sordum. Michael yanıtladı
'İlk aklıma gelen şey yeni doğacak kızımın sağlığı oldu.
Yerde yatarken iki seçeneğim olduğunu düşündüm. Ya
yasayacaktım, ya da ölecek. Ben yasamayı tercih ettim'.
'Korkmadın mı? Bilincini kaybetmedin mi?' diye sordum. Michael yanıtladı:
'ilkyardım görevlileri bana sürekli düzeleceğimi söylediler. Fakat hastaneye
getirildiğimde, doktorların hemşirelerin yüzlerindeki ifadeyi görünce
Gerçekten korktum. Gözleri adeta benim öldüğümü haykırıyordu. O anda bir
şeyler yapmam gerektiğini anladım'. 'Ne yaptın?' diye sordum.

Michael
yanıtladı: 'iri cüsseli bir bayan hemşire bana sürekli sorular soruyordu.
Benim herhangi bir şeye karsı alerjik olup olmadığı mı?
sordu. 'Evet, yerçekimine karşı alerjim var' diye bağırdım. Gülüşmeleri
üzerine onlara dedim ki; ben yasamayı seçiyorum.
Beni ölü biri gibi değil canlı birisi gibi ameliyat edin!'.

Michael hem doktorlarının yeteneği, hem de inanılmaz tavrı sayesinde
yasamayı basardı. Her gün hayati dolu dolu yasamak için seçme hakkimiz
olduğunu ondan öğrendim. Yasama olan tavır ve bakış açımız her şeydir.
'Bu nedenle yarın için üzülmeyin, bırakın yarin kendisi için
üzülsün. Her geçen günün kendine yetecek kadar derdi vardır'.

Kaldı ki,
bugün, dün kaygılandığınız yarındır.
Simdi iki seçeneğiniz var.
1. Bu hikayeyi unutmak, ya da,
2. Bu hikayeyi umursadığınız insanlara yollamak..

Kişisel ve Manevi Gelişim: GÜZEL KONUŞMA VE ETKİLİ İLETİŞİM

Kişisel ve Manevi Gelişim: GÜZEL KONUŞMA VE ETKİLİ İLETİŞİM: "GÜZEL KONUŞMA VE ETKİLİ İLETİŞİM Toplum karşısında, mikrofon veya kamera karşısında konuşurken yüzleştiğimiz en büyük engel korku ve h..."

Sunum Kaygısı

Kişisel ve Manevi Gelişim: Sunum Kaygısı

Topluluk Önünde Konuşmaktan Çekiniyor musunuz?

Topluluk Önünde Konuşmaktan Çekiniyor musunuz?

Birçok kişi için topluluk önünde konuşmak örümcek, yükseklik, uçak gibi korkulardan önce geliyor. Siz de bu gruba dahilseniz vücudunuzun verdiği tepkileri iyi bilirsiniz. Bir sürü insan önünde mesajınızı ulaştırmaya çalışırken elleriniz terliyor, ağzınız kuruyor, bacaklarınız titreyip sesiniz titriyor, kalbiniz hızla atıyorve mideniz karıncalanıyor. Tüm bunlar olurken, siz sadece sahneden bir an önce kurtulmaya bakıyor, mesajınızın doğru bir şekilde ulaşıp ulaşmadığını umursamıyorsunuz :

Bunları sıralarken bile bir ürperti hissediyor musunuz? Bu çok normal. Amaç sizi daha da korkutmak değil, sadece vücudunuzun ekstrem durumlarda nasıl tepki verdiğini ve topluluk önünde konuşmanın bazı insanlar için en ağır baskı olduğunu hatırlatmak istedik. Topluluk içinde konuşurken heyecanlanmak normaldir. Asıl anormal olan insanların karşısına çıkıp konuşurken heyecanlanmamanızdır.

Kalmak mı kaçmak mı?
Vücudumuz bu tepkileri verirken aklımızdan tek geçen şey bir an önce oradan uzaklaşmaktır. Ama bunu yapamayacağımıza göre geriye kalan tek seçenek kalıp bununla savaşmaktır. Ancak topluluk önünde konuşma göz önüne alındığında neye karşı savaştığımız da pek açık değildir.

Üzerimizde spot ışıkları, karşımızda seyirciler ve istediğimiz kadar zaman var, istediğimiz mesajı şimdi onlara aktarabiliriz. Peki neden bu kadar korkuyoruz? İşte kafamızdan geçen bazı nedenler:

• Karşınızdaki tüm bu insanlar sizi yargılayabilir, hem de kötü bir şekilde

• Kendinizi aptal gibi hissedebilirsiniz

• Hata yapıp dikkatinizi dağıtabilirsiniz

• Küçük düşürülebilirsiniz

• Başkaları kadar iyi olmayabilirsiniz

• Sizden hoşlanmayabilirler

• Anlatmak istediğinizi anlamayabilirler

Bu durumla nasıl başa çıkabiliriz?

Topluluk önünde konuşmak zor bir şey olabilir, sinirlerinizi gerebilir ama biraz heyecanlanmak iyi bir şeydir. Heyecan sizi uyanık tutar, çok fazla rahatlamanıza dolayısıyla hata yapmanıza engel olur. Eğer heyecanınızı doğru kontrol edebilirseniz tekdüze bir sunum yerine insanların can kulağıyla dinleyeceği hareketli bir sunum gerçekleştirebilirsiniz.

Özellikle kendinizi rahatsız hissettiğiniz zaman tüm dikkatinizi kendi üzerinize yöneltirsiniz. Heyecanınızı doğru bir yere yöneltmek istiyorsanız kendiniz dışında bir şeye odaklanın. Etrafınızı inceleyerek dikkatinizi dağıtabilir heyecanınızı kendi lehinize çevirebilirsiniz. İnsanların karşısına çıktığınızda dikkatinizi onlara yöneltin. Onların ne giydiğine, davranışlarına, hareketlerine dikkat edin. Dikkatinizi kendi üzerinizden almak için odaklanabileceğiniz onlarca şey bulacaksınız. Kendinizin nasıl hissettiğini düşünmeyi bırakıp başka şeylerle ilgilendiğinizde kendinize olan güvenin arttığını göreceksiniz.

Topluluk önünde konuşurken kendine güven nasıl kurulur?

• Dinleyiciniz arkadaşınız olabilir
Eğer kesin olarak size karşı bir grubun önünde konuşma yapmıyorsanız bilin ki, insan doğasına göre dinleyiciler sizin Başarılı olmanızı isterler, dinleyiciler sizin yanınızdadır. Bu yüzden sizden hoşlanmayacaklarına dair önyargılarınızdan kurtulun.


• Ortak nokta bulun

Karşınızdaki insanlar tesadüfen bir araya gelmiş bir sürü yüzden ibaret değiller, onlar gerçek insanlar. Onlarla iletişim kurmak ve ortak noktalar bulmaya çalışın. Onlar konuşmasa bile beden diliyle iki yönlü bir iletişim kurabilirsiniz.

Önemli bir noktaya değindiğinizde insanların beden diline bakın. Bazıları size katılacak bazılarıysa kesinlikle karşı çıkacaktır. İnsanların beden dillerini harekete geçirebiliyorsanız sizi dinliyorlar ve hakimiyeti ele geçirmişsiniz demektir.


• Onları uyanık tutun
Sunumunuz sırasında istemediğiniz şeylerden biri de dinleyicilerinizin uykuya dalmasıdır. Ancak bu tür salonlar tam da bu iş için tasarlanmışlardır: loş ışık, rahat koltuklar, konuşmaksızın birini uzun süre boyunca dinlemek... Onları uyanık tutmak için:

• Cevap amacı gütmeyen sorular sorun

• Mümkün olduğunca çok kişiyle 1-2 saniyelik göz kontağı kurun

• Kışkırtıcı olun

• Zorlayıcı ve ilginç olun

• Sesinizin tonunu değiştirin

Topluluk önünde konuşma taktikleri
Topluluk önünde konuşmak sizi çok zorluyorsa profesyonel yardım alın. Bu konuda eğitim veren pek çok eğitim kurumu bulabilirsiniz. İşte size daha verimli bir konuşma yapmanızı sağlayacak bazı öneriler:

Hata
Hata yapmak çok normaldir. Herkes hata yapabilir tıpkı dinleyici gibi. Hatanızı kolayca düzeltmeniz dinleyicinizi rahatlatacak sizinle daha iyi bir bağ kuracaktır.

Mizah
Eğer mizahi bir yönünüz varsa bunu kullanmaktan kaçınmayın.

Hikayeler anlatın
Hikayeler sizi sadece bilgi veren bir insan imajından çıkarıp gerçek bir insan yerine koyar. Vermek istediğiniz mesajları kendi kişisel deneyimlerinize dayanarak aktarın. Konunuz ne kadar sıkıcı olursa olsun onu espirili bir hale getirmek için her zaman bir yol bulabilirsiniz.

Etrafınızı iyi kullanın
Tek bir yerde durmaktan kaçının. Sizin için ayrılan alanın mümkün olduğunca çoğunu kullanmaya çalışın. Hareket edin. Eğer küçük bir toplantı odasında veya bir masada konuşuyorsanız beden dilinizin güçlü olmasına önem verin.

Teknolojiyi doğru kullanın
Slaytlarınızla değil dinleyicinizle konuşun. Slaytlarınız sizi desteklemek için orada. Slaytlar kelimelerden değil grafiklerden oluşmalıdır çünkü insanlar duyduklarından / konuştuklarından daha kısa sürede okuyabilirler ve karşılarında yazılanlar varken sizi dinlemeyi beklemezler. Teknolojiyi yok sayarsak insanların asıl dinlemeye gelmelerinin nedeni sizsiniz.

Topluluk önünde konuşmaya alıştıkça ve eğitim gördükçe, insanların karşısına çıkıp mesajınızı daha verimli bir şekilde ulaştırabilecek hale geleceksiniz. Tek yapmanız gereken bolca alıştırma yapmak.

Sunum Kaygısı


Sunum Kaygısı

Bir topluluğun önünde konuşma yapmak, insanlara hitap etmek, görüşlerinizi ya da çalışmalarınızı dinleyenlere etkili biçimde aktarabilmek gerek eğitim hayatınız boyunca gerek gelecekte iş yaşamında sizin için büyük önem taşıyor ya da taşıyacak öyle değil mi? Yapacağınız sunum ne kadar etkili olursa, düşüncelerinizi aktarmada bazen de dinleyicileri ikna etmede o kadar Başarılı olursunuz. Kuşkusuz şu ana kadar katıldığınız etkinliklerde, derslerde, toplantılarda ve televizyonda izlediğiniz konuşmacılar oldu. Bazı konuşmaları, anlatımları çok daha iyi dinlediğinizi, onlardan etkilendiğinizi fark etmişsinizdir. Ve belki de siz böylesi konuşmaları hiç bir zaman yapamayacağınızı düşünüyorsunuz. Ne büyük haksızlık! Oysa ki imrenerek dinlediğiniz o Başarılı konuşmacılar doğuştan bu yetenekle dünyaya gelmediler. İyi birer konuşmacı olmayı öğrendiler, bu konuda çalıştılar, sık sık deneyerek hatta pek çok kez Başarısız olarak kendilerini geliştirdiler. Belki şu an pek çoğunuz kendinize peki ama nasıl? diyorsunuz. Evet bu soruyu kendinize soruyorsanız, doğru kitapçığı elinizde tutuyorsunuz! Dilerseniz şimdi yavaş yavaş konumuza girelim.

Kendine Güven/Korku

Kendine Güven/Korku

İçinde sessizce bekleyen kendine güvenin farkına varıyorsun.Sen kendine güvenli baðýmsýz ve kararlýlýk ile dolu bir bireysin.Zihnini uyandýrdýn ve içindeki içsel güvenlik hissi de seninle birlikte uyandı. Deðiþim baþladý ve devam ediyor.Kendine güvenin artarak devam ediyor.Artık kendine güven hayatında etkilerini göstermeye baþladý.Düşünme biçimin ,konuşman her halin kendini ifade edip tarzın, kendine güvenli bir insan olduðunu belli ediyor.Baðýmsýzsýn ve kendi içinde güven ile dolusun.Ýçin yeterince güven duygusu ile dolduðu için dýþarýda güveni aramıyorsun.İçinde ki güven o kadar fazla ki bu duygu dýþarý da yansıyor.Senin olduğun her yer adýmýný attýgýn an güven ile doluyor.İçinde ki güven gün geçtikçe daha belirgin bir şekilde ortaya çýkýyor.

Olumsuz duygular yerini olumlu duygulara býrakýyor.Olumsuz duygular etkilerini kaybettikçe hayatın daha eğlenceli bir hal almaya baþladý.Þu andan itibaren her olayın olumlu tarafýný görüyorsun

Bu düþünce tarzý hayatýný da daha olumlu hale getiriyor.Zihinsel olarak muhteþem bir dinginlik ve rahatlýk hissediyorsun.Kendinle barýþýksýn ve kendini koþulsuz. seviyorsun .Her geçen gün olumlu düþüncenin etkileri belirgin bir þekilde artarak devam ediyor.

Özsaygın artıyor kendine güvenin artıyor kendine deðer veriyorsun.Hayatın eğlenceli ve huzur verici bir hal aldı.Geleceğe ve hayatında karþýna çakabilecek mücadelelere ilgi ve istek ile bakıyorsun.Yeterince donanýmýn ve fazlasıyla kendine güvenin var olduðu için her mücadeleye koşarak gidiyorsun çünkü onlar daha fazla huzur ve eğlence demek.İçinde ki mutlu ve kendine güvenli sen ortaya çýktý.Olumlu düþünen ve problemleri fýrsat olarak gören kendine güveni artarak devam eden bir insansın.Sabýrlý rahat ve dengeli olman kendine güvene ek olarak sahip olduğun muhteşem özellikler ortaya çýktý.

İmdi geride kýrýntýlarý kalan utanma,kýskançlýk,suçluluk,kýzgýnlýk,sahiplenme ile ilgili korkularýnýn gitmesine izin veriyorsun.Bu olumsuz duygular geçmiþte kaldý.Bu korkularýnda gitmesiyle içinde uyanan kendine güven duygusu daha fazla yer buldu ve bu duygulardan boþalan yeri doldurdu.Þu anda tüm bedeninde kendine güven duygusunu hissediyorsun.İçinde güvende olduğun için dýþarýda bulunduğun yer her neresi olursa olsun güvendesin.Dýþarýda güven aramıyorsun.

Zihnin sakin ve parıl parıl parlayan bir su gibi.Her zaman fiziksel ve duygusal olarak rahat olmana rağmen zihinsel olarak uyanýksýn.Zihnin berrak ve sana cevapları kolaylıkla veriyor.Doğru zamanda doğru yerde bulunuyor doğru þeyi söylüyorsun.Zihnin senin rehberin ve sende deðþtiremeyeceðin þeyler için endişelenmeyerek onun rehberliğine karþýlýk veriyorsun..Rahatsın huzurlusun kendi içinde güvendesin.

GÜZEL KONUŞMA VE ETKİLİ İLETİŞİM

GÜZEL KONUŞMA VE ETKİLİ İLETİŞİM

Toplum karşısında, mikrofon veya kamera karşısında konuşurken yüzleştiğimiz en büyük engel korku ve heyecandır. İlk defa yaptığımız her iş önce heyecan ve korku oluşturur. Korku anında dolaşım sistemi içerisine gerginlikle orantılı olarak aşırı kortizol salgılanır. Bu durum düşünce akışını engeller. Kişi bu anda olumlu duygularını kaybeder. Daha ileri düzeyde elleri ve hatta tüm vücudu titrer. Kalbin çarpması ve kan dolaşımı hızlanır. Davranışların kontrol edilmesi zorlaşır. Bu sorun ileri düzeyde olursa, insan başkalarıyla göz göze gelemez; başı titrer, adeta beyni dış dünyadan kopmuş gibi olur. Korku anında insan kalbinde bir iç endişe akıntısı hisseder. İnsan bir an önce bu durumdan kurtulmak için o ortamdan uzaklaşmak, yapmak istediğini yapmaktan vazgeçmek zorunda kalır. Ayrıca endişe veya korku konuşmacının inandırıcılığı kaybetmesine yol açar.
Bazı insanlarda korku duygusu çok gelişmiştir. Sık sık duyulan bu endişeler gittikçe birbirlerini beslerler ve endişe edebilme yeteneği gelişir: İnsan en küçük bir sorundan bile endişe duymaya başlar. İleri düzeyde korku ve endişe, sinir sistemi için son derece tahrip edicidir.
Tüm Başarılı konuşmacılar toplum önüne çıktıklarında mutlaka heyecanlanmışlardır. İstisnasız her insan korku ve endişeyi yenebilir. Ancak bunun için tüm inançlarını yeniden gözden geçirmeli ve bir dizi egzersiz yapılmalıdır. Aşağıda korkunun nedenleri tek tek açıklanmıştır. Bu nedenler varsa bunları yok etmek amacıyla bir sonraki bölümde yine bir dizi alıştırma hazırlanmıştır. Bu alıştırmaların bir kısmını yalnız başınıza gerçekleştirebilirsiniz. Ancak bunları toplum karşısında gerçekleştirirseniz daha hızlı Başarırsınız.

Korkunun Nedenleri

Temel korku nedenleri arasında baskı dolu çocukluğu, sürekli yaşanan stres ve hastalıkları, sosyal olmayan bir iş ortamında uzun süre çalışmayı, Başarısızlığa inanmayı, hafızanın zayıf kalmasını, söylenecek bir söz bulunamamasını sayabiliriz.

Baskı Dolu Çocukluk

Çocukluk ve gençlik döneminde aşırı aile otoritesi, baskı, şiddet, dayak gibi olaylar yaşanabilir. Normalin üzerine çıkarak belli bir süreklilikte devam ettiğinde bu durum kişinin psikolojisinde çok köklü bir içe dönüklük ve cesaretsizlik üretir. Baskı ve şiddet ortamında çocuk kendine güvenini kaybeder. Kişiliği bir yandan tepkici, diğer yandan başkalarına bağımlı gelişir. Sürekli aşağılanan çocuğun alt şuurunda Başarısızlık imajı yerleşir. Bu imajı normal şarlar altında özel bir gayret göstermeksizin yok etmek mümkün değildir. eğer bir şekilde yerleşmiş olan aşırı heyecanlarınız varsa köklü değişikliklerle bunları yok etmelisiniz.

Sürekli Stres ve Hastalıklar

Ara sıra yaşanan, şiddetli de olsa, stres ve hastalıkların kalıcı bir olumsuz psikolojik etkisi yoktur. Hatta kısa süreli ve geçici olduklarında bunlar insanın yaşama sevincini ve heyecanını artırabilirler.
Ancak stres (ve stres üreten hastalıklar) hafif de olsa uzun süreli yaşanırsa şöyle bir gelişme olur: Kan dolaşım sistemine devamlı kortizol hormonu salgılanır. Bu salgılama vücudu kısa sürede çöplüğe dönüştürür. Stres vücudu germekte ve saldırıya hazır tutmaktadır. Dolaysıyla bu kirlilik uygun yöntemlerle temizlenmediğinde aşırı baskı altında kalan sinir sistemi yorulur. Bu yorgunluğun aralıksız devam etmesi halinde insan ölüme kadar gidebilir. Vücut bu durum karşısında otomatik bir tedbir alır. Beyin ile vücut arasındaki emir-komuta zinciri zayıflatılır. Çünkü kişi öyle bir düşünce alışkanlığına sahiptir ki bu düşünce gerginlik üretmekte ve vücudu tahrip etmektedir. Bu durumda vücudu ölüme gitmekten kurtarmak için beyin bir anlamda vücudu uyuşturur, vücut gevşer ve rahatlar. Ama bu rahatlama aynı zamanda düşünce akışını da iyice tahrip eder. Bu süreçte düşünce akışı bloke olur, hatırlama iyice zayıflar, unutkanlık kendini gösterir, kişi iç sorunlarıyla iyice bunalır.
Tüm bunlar yine kişinin kendine güvenini sarsar, kişiyi insanlardan uzaklaştırır. Böylece korkunun Başarısızlık, kendini suçlama, aşağılama gibi bir boyutu ortaya çıkar.
Ancak hastalıkların stres üretmesi insanın düşünce biçiminden kaynaklanır. İnsan eğer hastalığı kendisini olgunlaştıran bir fırsat olarak görürse, vücudu acı çekebilir, ama psikolojisi sağlam olacağından tahrip edici stresi yaşamayabilir.

Asosyal Bir İş Ortamı

Bazı işler veya iş ortamları vardır ki bunlar yapıları gereği insanları toplumdan uzak tutarlar. Örneğin bilgisayarın sürekli başında oturup iş yapmak durumunda olanlar dış dünyadan büyük ölçüde koparlar. Zihinleri bilgisayar dünyasının kendilerine sunduğu sanal ortama iyice kapılmıştır. Bazı fabrika işleri belli bir tezgahın önüne hapsedebilir. Bu arada geceleri çalışıp gündüzleri uyuyan bekçilerin genellikle konumları da toplumsal olmayan (asosyal) bir yapı taşır. Buna karşın yöneticilik, pazarlamacılık, öğretmenlik ve sunuculuk gibi meslekler kişileri sosyal olmaya zorlar.
İnsanlar kendilerini toplumdan uzaklaştıran işlere hapsettiklerinde beyinleri bu ortama alışır. Değişik insanlarla muhatap olabilme yetenekleri zayıflar. Kavramaları kendi iç referanslarıyla sınırlanır. Topluma açılıp insanlarla konuşmaktan sıkılırlar. Kişilikleri, içine kapanık ve bireysellik ekseninde gelişir. Dolaysıyla toplum önünde söz söylemeleri gerektiğinde büyük bir korku ve heyecan duyarlar. Ancak çeşitli hobiler geliştirerek ek sosyal faaliyetler içerisinde bulunanlar bu kötü gidişi engelleyebilirler.

Başarısızlık İnancı

Yukarıdaki şartların hiç birisi mevcut olmadığı halde insanlar yine de toplum önünde söz söylemekten korkabilirler. Bunun önemli bir nedeni Başarısızlık imajının zihinlerine iyice yerleşmesidir. İnsanın her davranışa yüklediği anlam, alt bilincine bir emir olarak gönderilir. Bir işi başarmaya girişen insan her zaman istediği sonucu elde edemeyebilir. Bu herkes için tabiidir. Ama bazı insanlar sonucu elde edemediklerinde hemen Başarısız olduklarını düşünürler ve kendilerini suçlarlar. Bu suçlamalar bir çok kez tekrarlanır. Sonuçta insan farkında olmadan kendi alt bilincine “ben Başarısızım” hükmünü yerleştirmiş olur. Bu çok sınırlayıcı bir kalıptır. Çünkü insan bir kere bu inancı otomatikleştirdiğinde bu inanç onun hemen her işinde Başarısız olmasına yol açar. Neye inanıyorsak beynimiz onu doğrulamak uğurunda amansız gayretler göstermeye devam edecektir.
“Ben Başarısızım” inancı alt bilincinde yerleşmiş olan insan “belki bu defa başarabilirim” diyerek harekete geçse de sık sık “ya başaramazsam” endişesini yaşar. Bu endişe dikkatini zayıflatır, zihnini olumsuz sonuçlara yaklaştırır. Bu muhtemel olumsuz sonuçlar dayanma ve direnme azmini azaltır. Kişi kendisini güçsüz hisseder. Bu güçsüzlük ve onun getirdiği tedirginlik kişiyi “vazgeçme” noktasına götürür. Böylece kişi gerçekten de Başarısız olur. Toplum karşısında konuşabilme ise cesaret gerektiren bir Başarıdır. Başarısızlık inancı cesareti kıracağından kişi toplum karşısında konuşamaz. Başarısızlık ihtimali aklına geldiğinde bile derin bir korku veya endişe yaşar.

Söylenecek Bir Sözün Olmaması

Toplum karşısında söz söylemeyi engelleyen son faktör kişinin söyleyecek bir sözünün olmamasıdır. Pek tabii ki ne söyleyeceğimizi bilmiyorsak konuşmaya başlayınca takılırız. Bunu bir çok defa tecrübe etmişizdir. Dolaysıyla düşüncelerimizden emin olmadığımızda konuşmaya cesaret edemeyiz.
Bir insanın söyleyecek sözünün olmamasının çeşitli nedenleri olabilir ki bu, çok kapsamlı bir sorundur. En temelde bu durum kişinin iyi bir okuyucu olmamasından kaynaklanır. İnsanlar bilgilerinin % 80’ini okuma yoluyla elde ederler. Hiç okumayan insanların bilgileri çok sınırlıdır. Ayrıca bu kişiler bilgilerini birbirleriyle ilişkilendirerek yeni anlamlar ve bakış açıları da üretemezler. Ancak insanlar okuma dışında kişisel tecrübelere sahip olabilirler. Bu tecrübeler üzerinde düşünmüş olabilirler. Bu durumda bilgileri var demektir. Söyleyecek sözü olmayan insan çok az konuyla ilgilenen hatta kendisinin dışında hiç bir şeyle ilgilenmeyen insandır. Çünkü söylenen söz ancak başkalarını ilgilendirdiğinde başkalarına anlatılabilir. Başkalarıyla ilgilenmeyen ve genel sorunlar üzerinde düşünmeyen insanların beyin aktiviteleri zayıftır. Dolaysıyla böyle insanlardan söz söylemeleri istendiğinde ne söyleyecekleri konusunda endişeye kapılırlar. Bu endişe konuşma cesaretlerini kırar.

Hafızanın kontrol Edilememesi

Çok zayıf bir hafıza kişinin özgüvenini yitirmesinin ve konuşmaktan çekinmesinin en önemli nedenlerindendir. Çünkü konuşmacı huzura çıktığında hafızasının kendisine yardımcı olmayacağını ve ne söyleyeceğini unutabileceğini düşündüğünden konuşmaya cesaret edemez. Esasen hafızası çok zayıf olan insanlar belirgin bir hastalığın işaretini verirler. Çoğunlukla hafıza eksikliği bir hastalığın belirtisi değil zihinsel tembelliğin belirtisidir. Zihinsel tembellik konsantrasyon eksikliğinden kaynaklanır. Konsantrasyon eksikliği ise girginlikten veya stresten kaynaklanır. Dolaysıyla kişi gevşedikçe konsantrasyon yeteneği artar; bu artış hafızanın doğal çalışma ritminin sağlam işlemesine yol açar.
Konuşacağı konu üzerinde yeterince zihinsel ve duygusal olarak yoğunlaşmış bir kişi mutlaka o konu üzerinde söz söyleyebilir. Ancak biz yine de ayrıntılı olmamakla birlikte hafızamızın güçlenmesini ve bize yeterince yardım etmesini sağlayan bazı teknikler üzerinde duracağız. Mükemmel bir hafızaya sahip olmak isteyenler bilmelidirler ki ısrarlı bir çalışma ile kısa sürede arzuladıkları hafızayı geliştirebileceklerini görebilirler.

Korkunun Çözülmesi

Şurası gerçek: Yüzlerce defa binlerce insanın huzurunda konuşmamışsanız her defasında heyecan duyarsınız. Bazen heyecanınız o kadar büyük olur ki sizi zincirlerle kürsüye çıkaramazlar.
Kendinizden emin olun. Korkuyu ve heyecanı çok kolay yeneceksiniz. Eğer bunu gerçekten arzuluyorsanız şimdiden bilin: Toplum önüne çıktığınızda kalbiniz sakin, gözleriniz ışıl ışıl olacak.
Çalışmalarınızı üç ana bölümde oluşturacaksınız. Unutmuyorsunuz. Korkular zihninizde yerleşmiş otomatik programların sonucudur. Ortamı oluştuğunda bu programlar bir plak gibi devreye girmektedir. Plağı bozmaz ve yerine yenisini koymazsanız eskisi çalmaya devam eder. En kötüsü de devamlı çaldığınız plaklar her defasında daha güçlü ve köklü hale gelirler.
Korkularımızı üç temel alanda çalışarak yok edeceğiz. Birinci alan kelimelerle kurulu alandır. Düşüncelerin bir boyutunu kelimeler oluşturur. Korkularımız varsa bunlar kelimelerle örülmüştür. Bu bölümü “Cümle Telkin sistemi”yle çözeceğiz.
Düşüncelerimizin ikinci boyutunu imajlar oluşturur. Kendinizi nasıl canlandırıyorsunuz. Korkudan titreyen bir insan olarak mı? Başı dik, yüzünde tebessüm olan bir cesaret abidesi olarak mı? “İnsan ne düşünüyorsa odur.” sözü doğrudur. Bu ifadeyi değiştirelim. İnsan kendini hayalinde en çok nasıl görüyorsa odur. Kendimiz hakkındaki imaj filmlerini değiştirmemiz gerekiyor. Bu çalışma alanını “İmaj telkin Sistemi” olarak adlandıralım. Korkuyu yenmeye çalışırken üçüncü bir boyutu “davranışı” kullanacağız. Kelime veya imajlardan oluşan tüm düşünceler, tekrar edildiklerinde eyleme dönüşürler. Eylem davranıştır, tutumdur. Beynimizdeki kalıpları asıl pekiştiren sergilediğimiz tutumdur. Çünkü düşünce tutuma dönüştüğünde tüm algılarımız devreye girer. Davranırken yaptıklarınızı duyar, görür ve onlara dokunursunuz. Bu bölümde yapacağımız çalışmaları “Tutum telkin Sistemi” kavramıyla ifade edelim. Şimdi gurur verici büyük kişiliğinizi inşa etmeye hazırsınız. bizimle gönü birliği içinde çalışmaya devam ettiğinizde heyecan verici bir hızda nasıl da değiştiğinizi göreceksiniz. Başlıyoruz:

Cümle Telkini



Toplum karşısında söz söylemekten korku ve endişe duymanın devamlılığını sağlayan en önemli faktör inanç sistemidir. Aldığımız her bilgi, yaşadığımız her tecrübe inanç sistemimizi etkiler ve yeniden şekillendirir. Bu bölümde bu inançların başlıcalarını aktarıyoruz.

-Ben yeterince yetenekli değilim

-Bu işi başaran insanlar benden çok üstün
-Şimdiye kadar hep Başarısız oldum
-Başkaları varken bu işi yapmak bana düşmez

Bu temel inançlar sizde az veya çok bulunabilir. Herkes için bunlar kesinlikle asılsız inançlardır. Ancak ne yazık ki insanların çoğunluğu bu asılsız inançları edindiklerinden hayatları hep sönük geçmeye mahkum edilmiştir. Dikkat edelim: İnançlar her zaman kendilerini doğrularlar. Neye inanıyorsak, maddi manevi tüm güçler bizi doğrulamak için çalışırlar. Şimdi yukarıdaki inançların neden doğru olmadığını anlatacağız. Lütfen bu açıklamaları tekrar tekrar okuyunuz. Bu açıklamaları ezberleseniz bile fırsat buldukça okumaya devam ediniz. Burada amaçlanan sadece öğrenmeniz değildir. Temel amaç doğru inancın alt bilincinize kilitlenmesinin sağlanmasıdır. Zira inançlarınız kendinize defalarca söylediğiniz sözlerdir. Şimdi doğru sözleri kendinize söyleyerek doğru inançları yerleştirmeniz gerekmektedir. Bu açıklamaları yeterince okur ve anlatılanları fırsat buldukça düşünmeye devam ederseniz bir ay içinde yeni inançlarınız alt şuurunuza kaydolacaktır. Daha hızlı değişmek istiyorsanız, tele-terapi kasetlerinde anlatılan sistemi her gün kullanmalısınız.

Cümle telkin sistemine göre alt şuurumuzu hızla yapılandıracak yeni cümle emirleri vereceğiz. Alt şuurumuzdaki kalıplar zaten bu tür cümle emirlerinden oluşmuştu. Emirlerin güçlü bir şekilde yerleşmesi için belli özelikler taşıması gerekir. Bu özellikleri sıralayalım:
1.Derin Gevşeme: Tüm kas sistemlerinizi gevşetmelisiniz. (Ek ‘ye bakınız.) Seminer ortamında sunucunuz derin gevşemeyi size gösterecektir. Ne kadar derin gevşeyebilirseniz emirleriniz o kadar derin ve kalıcı yerleşir.
2.Cümle Yapısı: Cümle yapısı yeterince basit olmalıdır. Kısa cümleler kurmalısınız. Cümle sadece şimdiki zaman kipinde olmalıdır. Alt şuur geçmiş veya gelecek zaman kipinde söylenen sözleri, geçmiş veya gelecek zaman için dikkate alır. Geçmiş hep geçmiştir ve gelecek de hep gelecektir. Alt şuur olumsuz emirleri anlamaz veya tersinden anlar Sadece olumlu emirleri anlar.
3. Gelişme Sürekliliği: Cümle yapısı gelişmenin sürekliliğini ve tekamülü içermelidir. Her hangi bir olayın tekrarına bağlı olarak daha iyi olma durumu ifade edilmelidir. Buna göre aşağıdaki telkin cümlelerini eleştirelim:
--Ben Başarılı olmak isteyen bir insan olarak her gün gelişiyor, mükemmelleşmeye adım adım ve süratle ilerliyorum. (Cümle çok uzun, emir kayboluyor.)
--Sigara içmiyorum. (Zaman kipi doğru, ama cümle olumsuz.)
--Çok ders çalışacağım. (Gelişme bağı yok. Gelecek zaman hatası var. Asırlar geçse de alt şuur emri hep geleceğe atar.)
--Her gün ve her nefeste daha çok gülümsüyorum. (Uzunluk yeterli. Şimdiki zaman doğru kullanılmış. Gelişme her güne ve her nefese bağlanmış. İşte en iyi cümle telkin biçimi budur. “Her sabah daha dinç uyanıyorum.” deyin.
Telkin oluştururken yıkmak istediğiniz olumsuzluklar hakkında zorluklarla karşılaşabilirsiniz. Eskilerini nasıl kaldıracaksınız?
Öfkeleniyorum--------------------- Öfkelenmiyorum.
Sigara içiyorum--------------------- Sigara içmiyorum.
Çözüm kelimelerin olumsuzlanarak kullanılması değildir. bunun yerine olumlu karşıt anlamlı kelimeleri seçmek zorundasınız.
Öfkelenmemek istiyorsunuz----------------- Daha sakin oluyorum.
Sigara içmemek istiyorsunuz---------------- Sigara içmeyi bırakıyorum.
Bu bölümde önce genel Başarımızı engelleyen hatalı inançları yok etmemiz gerekir. Ardından doğru inançların fikir temellerini oluşturacağız. bu fikir temellerinin alt şuurumuza kodlanması için alıştırmalar yapacağız.

YIKICI İNANÇLAR

Ben Yeterince Yetenekli Değilim
Size de Edison veya Einstein gibi günü 24 saat olan bir ömür emanet edildi. Siz de kafatasınızın içinde bütün diğer insanlar gibi ölünceye kadar eşit sayıda milyarlarca sinir hücresinden oluşturulan harika bir beyin mekanizması taşıyorsunuz. Siz de herkes gibi sadece süt emme yeteneği gelişmiş olarak dünyaya gönderildiniz ve bunun dışındaki her şeyi dünyada öğrendiniz. Öyle büyük bir potansiyele sahipsiniz ki milyonlarca iş yapsanız bile beyin kapasitenizin hala yaklaşık binde bir-ikisini kullanıyorsunuz. Kimse sizden üstün yeteneklerle yaratılmadı. Siz de kimseden üstün yeteneklerle yaratılmadınız. Öyleyse neden bazı insanlar zirvelere tırmanıyorlar? Neden sempati, karizma, zenginlik, şöhret gibi değerler yalnızca bazı insanların elinde kalıyor? Fizikçi iseniz neden bir Einstein veya Abdüsselam değilsiniz? Edebiyatçı iseniz tarihin gerilerinde hala parlak kalan Shakeasper’in ötesine neden geçmiyorsunuz?
İnsanı potansiyel üstünlüğüne kavuşturan tek vasıta “bilgi” ve bilgiye dayalı “eğitim”dir. Kendinizi incelediğinizde bilgiye dayalı olmayan hiç bir becerinizi bulamayacaksınız. Okuma-yazması olmayan Hz. Peygamber’e(asm) Kur’an’da geçen ilk emrin “oku” yani “öğren” olması şaşırtıcı gelmiyor mu? Bugün biz bilgilerimizin % 80’ini okuma yoluyla elde ediyoruz.
Siz sel yığınlarında kendinizi sürükleyen bir sıradanlığa layık olamayacak kadar üstünsünüz. Hayallerinizde yaşayan “büyük size” ulaşmak sizin elinizdedir. Kimse günlük 24 saatine bir dakika ekleyemez. Ama siz bir gününüze 10 günlük işi sığdırabilirsiniz. Bu güne kadar kişisel yeteneklerinize ne kadar yatırım yaptınız?
Zihninizden yükselen çeşitli itiraz sesleri duyuluyor; iddialarımızı küçümsüyor musunuz? O zaman aşağıdaki açıklamalara ne diyeceksiniz?
-Bu İşi Başaran İnsanlar Benden Çok Üstün
Kendinizi yanıltıyorsunuz. bir vakitler Anthony Robbins de böyle düşündüğünü söylüyor. 20 yaşlarında iken bir otelde hizmetli olarak çalışıyordu. Fakir ve eğitimsizdi. Çektiği ızdırap canına tak ettiğinde tüm hayatını kökten değiştirmeye karar verdi. Önce bir hızlı okuma kursuna gitti ve ardından birkaç yıl içinde 700 kitap okudu. Bugün aynı adam Amerika Birleşik Devletlerinin her yıl milyonlarca dolar kazanan adamı ve neredeyse tüm dünyada tanınıyor. yıllarını eğitime harcayan profesörler bile önce hafife aldıkları bu yüksek eğitimi olmayan adamdan ders almaya ve kitaplarını tavsiye etmeye başladılar. Onun hayatını sadece on yıl içinde böylesine değiştiren neydi? O sadece başarmak için yola çıktı ve kader onu Başarıya ulaştırdı. Onun kavradığı gerçeği biz de kavramalıyız.
Şunları bilmeliyiz. İnsanın sinir sisteminde milyarlarca nöron vardır. Nöronlardan oluşan beynimiz saniyede 30 milyar bitlik bilgi işleyebilmektedir. Herhangi bir normal beyinde oluşturulabilecek potansiyel örgü veya bağlantı sayısı 1 rakamını izleyen 10 milyon kilometre sıfırla ifade edilebiliyor. Kafamızdaki her bir nöronun bir milyon bitlik enformasyon depolama kapasitesi vardır. Bu korkunç potansiyel sağlıklı olan herkeste vardır ve biz insanlar potansiyelimizin ortalama olarak % 1’ini kullanıyoruz. Geri kalan büyük kapasite ise kullanmamız için bizi bekliyor.
200 civarındaki buluşun sahibi Edison Başarının % 99’unu çalışmaya, %1’ini de zekaya bağlamaktadır. Bu zekanın önemsiz olduğu anlamına gelmez. bunun anlamı zekanın tek gelişme yolunun çalışma olduğunu gösterir.
Evet sonuçta bu işi başaranlar sizden üstündür. Ama bu üstünlükleri sizden üstün doğmalarından kaynaklanmaz. Sadece çalışarak üstün hale gelmişlerdir. Tarihe üstün olarak geçen herkes sadece ve yalnızca amansızca çalışarak üstünleşmişler; yani kullandıkları beyin kapasitelerini arttırmışlardır. Diğerlerinden hiç farkınız olmadığı halde kendinizi üstün olmamaya mahkum ederseniz oluşturduğunuz bu inanç kalıbı tüm hayatınız boyunca sizin üstün olmanızı engelleyecektir.
-Şimdiye Kadar Hep Başarısız Oldum
Edison da elektriği bulmak için yıllarca beklemek ve binlerce deney yapmak zorunda kalmıştı. Bir ABD başkanı sonunda başkan olabilmek için yıllarca bir çok seçime girmek ve kaybetmek zorunda kalmıştı. Hayat her zaman sabırla hedefleri üzerinde durmaya devam edenleri hedefe ulaştırmıştır.
Dağarcığınızdan “Başarısızlık” kelimesini kaldırmak zorundasınız. Böyle bir olgu yoktur; teşebbüse devam eden insan için Başarısızlık yoktur. Sadece her defasında Başarıya bir adım daha yaklaşmak vardır. Başarısızlık denilen her şey sizi Başarıya götürmeyen bir yolun keşfidir. Her Başarısızlık zannedilen olay bizin için paha biçilmez derslerle doludur. Eğer yaptıklarınızın sonucunu kontrol etmemişseniz “Başarısızlığınıza” hükmedecek ve çalışmaktan vazgeçeceksiniz. Elinizde bir pusula yoksa tek başarı yolunuz deneme-yanılmadır. Oysa şimdi elinizde Başarıya ulaşanların oluşturduğu pusulalar vardır.
“Başarısızlık” kelimenizi kaldırmakla kalmamalı ve bu kelimeye yüklediğiniz tecrübelerinizin anlamlarını da “Başarıya bir adım daya yaklaştım” şeklinde değiştirmelisiniz. Bu değişikliği yaptığınızda aslında gerçeğin ta kendisinin de bu olduğunu göreceksiniz.
Eğer bu kelimeyi unutamıyorsanız, mutlaka kullanacaksanız, Başarısızlığı doğru tanımlayın. Gerçekte tek Başarısızlık vardır: Çalışmaktan, denemekten, teşebbüsten vazgeçmek...
Başkaları Varken Bu İşi Yapmak Bana Düşmez
Herkes böyle düşünseydi şimdi geceleri karanlıkta kalıyor olacaktık. Hepimizin hayatını değiştiren insanlar böyle düşünmüyorlardı. Bu iş öncelikle birinci derecede bana düşer diyen insanlar o işi yapan insanlardır. Farklılaşan insanlar derhal sorumluluk üstlenen insanlardır. Kullandığınız her şey başkalarının ürettiği şeyler midir? Neden siz de üretmeyesiniz? Bu işin sorumluluğu benim omuzlarımda dediğinizde birden o işin önderi konumuna getirildiğinizi göreceksiniz. Bu konulmuş bir kanundur. Sizin yaptığınız işi başkalarının da yapmasının size zararı yoktur. Siz de yaparsanız o iş daha mükemmele ulaşır. Kaldı ki eğer duygularınızı kuvvetli kullanıyor ve daha çok çalışıyorsanız, o işi yapan başkalarının da lideri konumuna yükselirsiniz.
Dünyada iki tip insan vardır: Yöneten ve yönetilenler; güdenler ve güdülenler; düşünce üretenler ve üretilen düşünceyi taklit edenler... Birinci sınıfta yer alanlar tüm insanlığın %10’undan azdır. siz sadece bir inanç ve bakış açısı değişikliği ile ilk guruba dahil olabilirsiniz.
Eğer hala “ben yapamam” diyorsanız, o zaman bilmelisiniz ki yapmak istemiyorsunuz. Yani “ben yapmak istemiyorum” demek istiyorsunuz. Yapabileceğini bildiği halde yapmak istemeyen insan için ise yapılabilecek hiç bir şey yoktur. Yaratıcımız ne yapabileceklerini bilen insanların tercihlerine müdahale etme hakkını ve gücünü kimseye vermemiştir.


ALIŞTIRMA: KORKU-CÜMLE TELKİN

1. Aşağıdaki telkin cümlelerini okuduktan sonra takip eden açıklamaları inceleyin. Önce telkin cümlelerinin inanç temellerini yerleştirmeliyiz.

a) Her gün Büyük Yeteneklerim Sürekli Gelişiyor.

Bu sözü milyonlarca defa kendinize söyleyeceksiniz. Lütfen önce bir kaç saatinizi kendinize ayırın. Tüm geçmişinize bakın. Bu güne kadar başardığınız küçük büyük ne varsa, edindiğiniz küçücük bir tecrübe bile olsa not defterinize kaydediniz. Göreceksiniz ki küçümsediğiniz siz, çok büyük işleri zaten başardınız. Köyde hiç bir kültürel ve tecrübi birikimi olmayan bir çobana göre çok farklı birikimleriniz var. Bunları tekrar tekrar düşünerek ne kadar yetenek potansiyeliniz olduğunu kendinize söyleyeceksiniz.

b) Her gün Daha Üstün Olmaya Devam ediyorum

Bu inancı da milyonlarca defa tekrar edeceksiniz. Unutmayın zaten her gün binlerce defa kendiniz hakkında kendinize bir şeyler söylüyorsunuz. Geçmişteki tecrübelerinizi hep yüklediğiniz anlamlarla sık sık kendinize söylediniz. Şimdi o tecrübelerin anlamını değiştiriyorsunuz ve yine kendinize söylüyorsunuz. Başaran insanların geçmişlerini düşünün. Bir Marslı gibi, başka bir yaratık gibi dünyaya gelmediler. Onlar da sizin gibi önce, okuma-yazma bilmiyorlardı. Onlar da annelerinin kucağında büyüdüler. Hatta biz bir anne kucağından yoksun idiyseniz daha üstün olma fırsatına sahip olduk demektir. Daha büyük asker daha zor şartlara rağmen zafere kavuşan askerdir. Başarılı olduklarını bildiğiniz insanlara göre daha çok fakirlik, hastalık veya acı çekmişseniz ruhunuz daha dolu ve heyecanlı demektir. Tüm bunlar diğerlerinden daha da üstün olabilmeniz konusunda sizi daha yukarılara itecektir. Bu yeni iç konuşmanın duygularınızda yol açtığı değişikliği hemen görmelisiniz.

c) Her gün Daha Başarılı Olmaya Devam Ediyorum.

Lütfen geçmişinize bakınız. 10 yıl önceki siz ile 5 yıl önceki ve bugünkü sizi karşılaştırın. Bu karşılaştırma biçimi bir alışkanlık olarak yerleşmelidir. Her zaman dikkat etmeniz gereken, azıcık da olsa üstünleştiğiniz noktalar olmalıdır. Çoğu insanın düştüğü korkunç hataya düşmeyin. Kendinizi çok imkanı olan başkalarıyla değil; bugün düne göre daha çok imkanı olan kendinizle karşılaştıracaksınız. Siz size göre üstünleşiyorsunuz. Nerelerde ne kadar? Üstün noktalarınızı görmek için kendinizden aşağıda olanlara bakabilirsiniz ama asla kendinizden üstün olanlara bakarak kendinizde üstün noktalar aramayın. Aksi taktirde ilerleme sürecini gerileme sürecine dönüştürürsünüz. Kendinizden üstün olanlara sadece nerelere çıkmak istediğinizi düşündüğünüzde bakmalısınız. Bu bakış sizi yukarıya çekecektir. Bu ilerleyişinizi milyonlarca defa görmelisiniz. Unutmayın, beynimiz dışarıdaki gerçeğimizi hayalimizde kurguladığımız gerçeğimizden ayıramaz. Yani yetim bir bebeği görmek sizi üzdüğü kadar, yetim bir çocuğu hayal etmek de sizi üzer. Dışarıdaki gerçeği biz kontrol edemeyiz ama hayalimizdeki gerçekle istediğimiz gibi oynayabiliriz, onu hemen değiştirebiliriz. Hemen değişmek istediğimize göre ilk yapmamız gereken hayalimizi değiştirmektir.

d) Önüme Çıkan Her İşi Hemen Yapıyorum.

Karşınızda çözülmesi gereken bir problem mi var? Hemen harekete geçiyorsunuz. Problem yoksa aramalısınız. Çünkü özellikle bu çağda problemsiz hiçbir köşe bulamayız. Üstlenebileceğimiz bir çok görev vardır. Biz görevi arayarak üstlenmesek bile çoğu zaman görev bir fırsat olarak bize sunulur. Çoğu insan bu tür fırsatları angarya görerek reddeder. Bilmeliyiz ki yaptığımız her işin hemen parasal bir karşılığı olmak zorunda değildir. En önemli karşılık edineceğiniz paha biçilmez tecrübedir. Önce gereken mükemmellikte işi gerçekleştiremeseniz de bilmesiniz ki hiç kimse bir işi ilk yaptığında kusursuz olmamıştır.
Yolda yürüyen bir görme özürlüyü kolundan tutup yardım etmek mi gerekiyor? Bir milletvekilinin bir konuda uyarılması mı gerekiyor? Yetim bir çocuğun başının okşanması mı gerekiyor? Ailenizin geçiminin sağlanması mı gerekiyor? Daha neler bulacaksınız. Neden siz değil de bir başkası yapsın bunları? Başkası da yalnız başına eksik yapmaya mahkum üstelik... Sizi sadece bu tutumunuz ve bu tutuma bağlı olarak sürdürdüğünüz tekrarlarınız geliştirir. Hiç bir iş angarya değildir. Ücretsiz çıraklık yapsanız bile edindiğiniz tecrübe bir gün paha biçilmez olacak ve eğer ücret arıyorsanız yılların emek birikimini bir gecede alabilecek hale gelebildiğinizi göreceksiniz.
Burada tabii ki her işi hemen yapmaya kalkın demiyoruz. “Arzuladığınız size” destek olabilecek, o kişi olabilmek için gerekli yeteneklerinizin gelişmesine destek olacak her iş fırsatına sahip çıkın diyoruz.

2.Aşağıdaki Telkinleri derin gevşemeyi takiben uyguluyorsunuz. Her bir telkini 10’ar defa zihninizden tekrar edin.
--Her gün dostlarımı daha çok seviyorum.
Her gün kendime güvenim ve cesaretim artıyor. Her gün sahnede daha yüksek güvenle konuşuyorum.

3.Aşağıdaki telkin cümlelerini seminer ortamında (veya arkadaşlarınızla birlikte başka bir ortamda) yüksek sesle söyleyiniz. Önce hep birlikte, ardından tek tek.
--Kendime güvenim artıyor.
--Cesaretim artıyor.
--Yaratıcımın verdiği gücü hissediyorum.
--Tüm engelleri aşıyorum.
--Hızla güçleniyorum.
--Hepinizi çok seviyorum.
İmaj-Telkini
Telkinlerin çok büyük boyutunu zihnimizde yaşadığımız imajlar (visualization) oluşturur. İmajların etkisi kelimelerden bazan yüzlerce kat fazladır. Zihninizde kendinizi görüyorsunuz. Ulaşmak istediğiniz ideal “siz” i tanımlıyorsunuz. o kişiyi inşa edeceksiniz. Geleceğinizi kuracaksınız. hayalinizde hangi filmlerin kahramanısınız. kendinize ne tür roller biçiyorsunuz. İnsanlar yaşadıklarını önce zihinlerinde prova etmişlerdir. gelecekte yaşayacak olan nasıl bir “siz”in provasını yapıyorsunuz?
İmaj-Telkin sisteminde korkularını yenen bir “siz” in provasını yapacaksınız. Gelecekteki size hayalinizde dokunacaksınız. Sizi göreceksiniz. Sizin kokunuzu hissedeceksiniz. Sizi işiteceksiniz. Bu tekniği sadece korku ve heyecanı yenmekte kullanmak zorunda değilsiniz. Geliştirmek istediğiniz tüm yeteneklerinizde bu çalışma size yardımcı olacaktır.

ALIŞTIRMA: KORKU-İMAJ-TELKİN

1. Toplum Önündesiniz: Gözlerinizi kapatacaksınız. (Şu anda nasıl yapıldığını okumak için tabii ki gözleriniz açık) Kendinizi sahnede hayal ediyorsunuz. Karşınızda binlerce insan var. Sizi heyecanla alkışlıyorlar. Onları görün. Işıklar üzerinizde odaklı. Fotoğraf flaşları üzerinizde patlıyor. Size dönen kameraları, resminizi çeken kameraları görün. Tüm salonu, kocaman salonu görün. Kürsüde kendinizi görün.
Ortamınızdaki tüm sesleri duyun. Alkışları, ıslıkları, flaş patlamalarını, elinizdeki mikrofonu.... “Sağ olun. sağ olun” diyorsunuz. Sesinizin yankısını duyun. “Huzurunuzda olmaktan mutluyum. Sizi seviyorum” deyin. Sesiniz dalgalanıyor, duyuyorsunuz. Ortam sıcak. Sıcaklığı hissedin. Kalbinize dikkat edin. Çok sakinsiniz. Elinizde mikrofon var. Onu ağzınıza yakın tutuyorsunuz ve hissediyorsunuz. Kalbiniz sakin. Mutlusunuz. Heyecanla konuşmaya başlıyorsunuz. sizi alkışlıyorlar. Onları görüyorsunuz.
Protokol sıralarına bakın. Orada devlet başkanları ve milletvekilleri oturmuş, sizi seyrediyorlar. Onlara hükmeder gibi konuşuyorsunuz. Başınız dim dik. mutlusunuz, cesursunuz, gülümsüyorsunuz.” (Bu bölümde size anlatılan görsel canlandırma müzik eşliğinde seminer sunucunuz tarafından uygulanacaktır.)
2.kendinizi Bil Clinton ile tartışırken hayal edin.
3.Televizyonda bir açık oturumda konuştuğunuzu hayal edin. tüm ayrıntıları yaşayın.
4.Meclis kürsüsünde milletvekillerine konuşuyorsunuz.
Davranış-Telkini
Sergilediğimiz tüm davranışlarımız zamanla kişiliğimizin bir parçası olurlar. Otomatikleşirler. Eğer davranışlarımızı değiştirirsek onlara bağladığımız duygularımızı da değiştirmiş olacağız. Duygular ve davranışlar her zaman yan yana gelirler. Korkmuş gibi davranırsanız korkarsınız; korkarsanız, korkmuş gibi davranırsınız. Ya korkmamış gibi davranırsanız ne olur? Korkuyor olsanız da süratle korkunuzun yok olduğunu görürsünüz. Duygularınızı boş verin ve korktuğunuz her şeyin üzerine korkmuyor gibi davranarak gidin. Şimdi korku duygusunun yaptırmak istemediği bir kısım davranışları zayıftan şiddetliye doğru arttırarak yapacağız. Yıktığımız davranış kalıplarıyla aslında o kalıpları oluşturan korkularımızı yıkacağız. Ancak bu çalışmaları bilhassa topluluk ortamlarında yapmaya özen göstermeliyiz.

ALIŞTIRMA: KORKU-DAVRANIŞ-TELKİN

1. Önce ayağa kalkıp güzel konuşma seminerini tercih ettiğiniz için gurup olarak kendinizi alkışlayınız. Ayağa kalkarak isim, soyad ve görevinizi söyleyiniz. Her arkadaşınızı alkışlayınız.
2.Dörder kişilik guruplar oluşturarak ön sırada ayakta durunuz. (1 er dakika) Semineri hangi yolla öğrendiniz, katılma amacınız nedir? Herkes hocaya kısa bir soru sorar. (her konuşmada alkışlar-bağırmalar- yüksek sesle bravo bağırışları)
3.Tek tek yüksek bir zemin üzerine çıkınız. Aşağıdaki cümleleri bağırarak söyleyiniz ve oturunuz.(alkışlar)
“Ben cesaretliyim. Kendime güveniyorum. Herkes gibi yetenekliyim.
Başaracağım. Bana inanın arkadaşlar.”
4.Gazete kağıdından sopa yapınız. Ayağa kalkınız, aşağıdaki cümleleri kuvvetle söyleyerek sopayı tekrar tekrar masaya vurunuz.
“İçimdeki engelleri yok ediyorum. Ben Başarısızlık tanımıyorum. Çok güçlüyüm.”
5.İkişerli guruplar halinde aşağıdaki konuya sert dille (oturarak ve ayakta olarak) tartışırlar:
“Işık topraktan daha önemlidir.” “Toprak ışıktan daha önemlidir”
“Bilgi sayesinde zeka artar.” “Zeka sayesinde bilgi artar.”
6.Önce herkes oturduğu yerde sesini yükselterek gülme ve bağırma çalışması yapar. Ardından dörderli guruplar halinde ve son olarak teker teker topluluk önüne çıkarak bu çalışmayı yapar.
Gülerken: Şuna bakın hahhahhaaa, hihhihhi, şuna bakın hohhohhoo, hehhehhee
Bağırırken: Defol yanımdan. Defol. Gözüm görmesin seni, defol...
7.Yürüyüş çalışmaları:
Omuzlar dik, ileriye bakarak sert ve düzgün adımla yürüyüş
Önce bir, sonra iki el havada, ardından eller havada çırpılarak ve guruba bakarak yürüyüş.
Tüm vücudu hareket ettirerek, sağa sola sarkarak ve guruba bakarak yürüyüş
Eller arkada (dil çıkararak bunu yapmayı çok zor buluyorsanız oluşturabileceğiniz en gülünç yüz ifadesiyle) guruba bakarak yürüyüş
8.Şarkı Söyleme:
Gurup ortamında hem gurup halinde hem de bireysel olarak belli şarkılar, mırıldanarak, yüksek sesle, oturarak, gurup halinde ve tek tek ayağa kalkılarak söylenecek. (seminer sunucusu gerekli parçaları, söz çözümleriyle birlikte öğrencilere sunacaktır)
Hafıza Faktörü
Hafızamızı etkileyebilmek için üzerinde durabileceğimiz dört teme alan vardır. Bu alanlara hakimiyet derecemiz hafıza gücümüzü belirler. kitabımızın temel konusu “hafıza eğitimi” olmadığından burada konu hakkında detaylı bilgi verilmeyecektir. İşte önemli faktörler:
1.Biyolojik-Psikolojik Sağlamlık: Vücudumuzu genel yönetim biçimimizle ilgilidir. Vücudumuzun bio-kimyasal denge durumu hafızamızı ciddi şekilde etkiler. bu arada ruhumuzu yönetme biçimimiz de ciddi şekilde hafızamızı etkiler. Konuya ilişkin daha ayrıntılı bilgi için kitabınızın ikinci bölümünde yer alan “Mutluluk Geliştirme Yaklaşımı” altında yapılan açıklamaları okuyunuz.
2.Gevşeme Düzeyi: en büyük hafıza düşmanı gerginliktir. Gerginliğin ürettiği stres düşünce akışını engeller, yavaşlatır. Gerginlik arttıkça konsantrasyon azalır. Konsantrasyon azaldıkça da hafıza tahrip olur. Seminerimizde size öğretilen derin gevşeme egzersizlerini her gün bir defa (30 dakika) uyguladığınız taktirde 20 gün içersinde fark edilir bir değişim gözlemleyeceksiniz. (Bkz Ek: de yer alan açıklamalar) Hafızayı güçlendirmenin en kolay yolunun derin gevşeme olduğunu söyleyebiliriz.
3.İnanç Biçimi: hafızanızın kötü olduğuna inanıyor musunuz? Cevabınız “evet”se, emin olun hafızanız kötüdür. Çünkü süper bir hafıza temeline sahip olsanız da, eğer olmadığına inanmışsanız sadık dostunuz olan alt şuur tüm çabasını sarf ederek hafızanızı tıpkı inandığınız hale getirir. Deli olmak istiyorsanız bunun çok kolay bir yolu vardır. Her gün kendinize deli olduğunuzu söyleyiniz.
Hafızamızın kötü olduğuna ilişkin inancı nasıl geliştiririz? Gergin ve sıkıntılı yaşadığımız günlerde beynimizin düşünce akışı yavaşlar. O zamanlarda kötü hafıza dikkatimizi çeker. Gizliden gizliye endişe etmeye ve hafızamızın kötü olduğunu kendimize söylemeye başlarız. Sonra sevdiğimiz zarar verici arkadaşlarımız bize bizi güçsüzleştiren telkinler iletirler: “Nasıl unutursun, yaşlanıyorsun galiba. sen de mi unutkan oldun? Sakın bunu da unutma ha!” Bu sözleri duya duya büsbütün unutkanlığa şartlanırız. Bu tür sözler tekrar edildiklerinde önce şüphe oluştururlar. Sonra kanaata dönüşürler. ardından inanç olurlar. Sonunda iyice güçlenirler; iman derecesinde güçlü olurlar. Onları söküp atmak vücuttan damarları söküp atmak kadar zor oluverir.
Varsa -bilinçli veya bilinçsiz yerleşmiş olabilir- böyle bir inancı derhal yıkmalısınız. Hafıza zayıflamasının nedenlerini öğreniniz. Hafızanızın yerinde olduğunu ve gelişmeye devam ettiğini düşünürseniz, süreci tersine dönüştürürsünüz. Önce eski inancınızdan şüphelenirsiniz. Ardından bu şüphe kanaata dönüşür. güçlü bir hafızaya sahip olduğunuza inandınız mı emin olun beyniniz bu inancınızı doğrulamak için tüm gücüyle çalışacaktır.