30.12.2010

Birlikte İbadet Etmek Aileyi Güçlendirir

Birlikte İbadet Etmek Aileyi Güçlendirir




Eşlerarasındaki ortak alanları artırmak, yeni paylaşım anları oluşturmakevlilikte bağlılığı ve muhabbeti pekiştiren önemli etkenlerden.Karı-kocanın ortak beğeni sahibi olması, hayata aynı gözle bakabilmesi,uyumlu olabilmesi bu anlamda çok önemli. Ne var ki hiçbir çiftin birebir aynı şeylerden hoşlanması, her zaman birlikte aynı faaliyetleriyapması mümkün değil. Fakat güzel bir kulluk içinde, ibadetlerlesüslenmiş bir yaşamı kendilerine gaye edinen çiftler son derece hayırlıbir noktada birleşiyor. Dünya ve ahiret kazancı adına belki de en üstüngüzelliklere böylece ulaşmış oluyor.


İki dünya saadetineulaşma hedefi ile kurulan evliliklerde eşler birbirlerine her konudadestek vermeye çalışırlar. Dünya işlerinde olduğu gibi ahiret sermayesiolan ibadetler konusunda da birbirinin destekçisi olan karı-koca mutlu,huzurlu ve sevgi dolu bir evliliği daha çabuk elde etme fırsatına sahipolur. Zira ibadetlerdeki ruhu ve kalbi besleyici manevi güç, insantabiatındaki kötü huyları törpüler. Kötülüğe sevk eden nefis ve şeytanakarşı panzehir, Allah’a yakınlaştırıcı bir güç olur.


EFENDİMİZ (S.A.V) EŞLERİYLE İBADET ZAMANLARINI DA PAYLAŞIRDI

Efendimiz(s.a.v) gecenin bir kısmında Rabbi’ne ibadet eder, zaman zamanhanımlarını da ibadete davet ederdi. Gecenin sonuna doğru hanımınıuyandırır teheccüd namazı kıldırırdı. Ailesini namaza kaldırmaya sonderece önem veren Allah Rasulü (s.a.v) “Gece kalkıp namaz kılan, sonrahanımını uyandıran erkeğe Allah rahmet etsin! Eğer eşi kalkar namazkılarsa ne ala, namaza kalkmamakta diretirse yüzüne hafifçe su serpsin!Gece kalkıp namaz kılan sonra beyini uyandıran hanıma Allah rahmetetsin! Eğer beyi kalkar namaz kılarsa ne ala, namaza kalkmamaktadiretirse yüzüne hafifçe su serpsin!” buyururdu.


Efendimiz’in(s.a.v) gece namazı ile ilgili Hz. Aişe (r.a) şöyle der: “Ben AllahRasulü’nün (s.a.v) yanında uzanıp yatarken o, gece namazı kılardı.Vitir namazı kılacağı zaman beni uyandırır. ‘Ey Aişe kalkıp vitir kıl’buyururdu.” Efendimiz Ramazan’da ve özellikle bu mübarek ayın son ongününde, ailesini teheccüde kaldırmaya ayrı bir önem verirdi.
Buönemi Hz. Aişe (r.a) şu sözlerle ifade eder: “Allah Rasulü (s.a.v)Ramazan’ın son on gününde başka zamanlarda olmadığı kadar çok ibadetederdi.” “Ramazan’ın son on günü girdiğinde geceleri elbiselerini giyer(yatakları kaldırır), gece ibadeti için ailesini uyarırdı.” Efendimiz(s.a.v) yalnız Ramazan ibadetine değil, ibadet sonrası hediyeniteliğinde bulunan bayram sevincine de eşini ortak ederdi. Hanımlarınbayram ibadetine katılmalarını sağlar, bayram sevincini onlarlapaylaşırdı.


Bu güzel sünneti bugün de devam ettiren hakikiAllah dostları şüphesiz aramızda. Ramazan’ın bir kısmında teheccütnamazını erkeklere kıldırırken diğer kısmında ailesine ve salihahanımlara gece namazı kıldıran Peygamber vekili, gerçek alimlere AllahTeala hayırlı uzun ömürler versin.

ÖLÜM AYIRANA DEK DEĞİL EBEDİYEN BİRLİKTE

İbadetyaşamında birbirlerine ayak uydurmak, eşlerin yalnızca bu dünyalarınıilgilendirmiyor. Ahirette birlikte olmayı dileme, birbirlerini yalnızcageçici dünya arkadaşı olarak değil ebedi hayat arkadaşı olarak arzuetme evliliğe, başka hiçbir şeyle kıyaslanamayacak önemli bir misyonyüklüyor. Böylelikle günümüz şartlarında eşine ve her şeye karşıvefasızlığı tercih eden insanımıza olayların gerçek yüzünü gösteriyor.Eşini yalnızca bu dünyada değil ahirette de yanında isteyen bir hayatarkadaşı, onun hastalığında, yaşlılığında, sıkıntılı anlarındavefasızlık gösterip terk etmiyor.

Bütün bu hallerin dünyahayatına mahsus geçici evreler olduğunu bilme şuuruyla dünya hayatındaarkadaşlık ettiği biricik eşini ahirette de yanında görmek istiyor.

Ortakhedef taşımak, birlikte ileriye bakmak, gerçekten “aile” olma bilincineulaşmak beraber yapılan güzel ibadetlerle daha da pekişmiş oluyor. Tümbunlarla beraber eşler “Ölüm ayırana dek değil ebediyen birlikte olma”niyetiyle birbirlerine vefayı vazife biliyor.

İKİ GÖNÜL İBADETLE BİR OLURAllah,kullarının dünya ve ahirette huzurlu olmasını kendisini anmaya vekendisine ibadet etmeye bağlamıştır. Bu itibarla gönüllerin ancakAllah’a yaklaştığı ölçüde huzurlu olabileceğini söylemek mümkündür.Dolayısıyla iki gönlün bir araya gelmesi ile oluşan yuvalarda ibadetinönemi iki kat daha artmaktadır. Bir de buna çocuk eklenince ibadetailenin vazgeçilmezi konumuna gelir.


Bu sebeple ailedecemaatle kılınan namazlar, mukabele usulü ile okunan Kur’an’lar veailece yapılan sohbetlerin manevi yönden aile fertlerine katkısı çokbüyüktür. Böyle yuvalarda huzur ve bereketin bol olacağı, meleklerin oeve misafir olacağı Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) tarafından haberverilmektedir.


Bir evde huzursuzluk ve mutsuzluk çıkıyorsabunun en önemli kaynağı şeytanın kışkırtmaları ve insan nefsininkötülüğe meylidir. Bu noktada ibadetler kalbimizi, gönlümüzü kısacasıbizi kötülüklerden koruyan kalkan gibidir. Örneğin, “Evlerinizikabirlere çevirmeyiniz. Şüphesiz şeytan, içinde Bakara suresi okunanevden kaçar” buyuruyor Allah Rasulü (s.a.v).
(Müslim, Tirmizi)

Kur’an’ısamimi bir şekilde okumak, onun nuru ile aydınlanmak kişiyi nefsinekarşı tedbirli olmaya sevk eder. Kur’an’ın her bir harfine karşılıkalınan ecir de bir başka güzellik. Sonuç olarak böyle bir evinsakinleri Allah’ın izni ile iki dünya saadetine yelken açmış olur. Ailebireyleri arasındaki bu ilahi güzellik onları çepeçevre kuşatır.

ÇOCUKLARIN MANEVİ GELİŞİMLERİNE KATKI SAĞLAR

Eşlerinbirlikte ibadet yapması, çocuğun manevi dünyasında da önemli etkileresahiptir. her şeyden önce çocuğun ibadet eden anne babayı modelalmasını sağlar, yapılan ibadetleri benimsemesini kolaylaştırır.Böylece aileler çocuğa kazandırmak istedikleri ibadet ve manevideğerler eğitimini daha kolay verebilecekledir. Anne babasından küçükyaşta bu ibadet paylaşımını gören çocuğun hafızasına bu bilgiler taşakazınmış gibi kalıcı olur.

Çocuklar sözden çok müşahedeettikleri davranışlardan etkilenirler. Bu sebeple dinin yaşandığı biraile ortamında yetişen çocuk daha doğumundan itibaren ibadetlerletanışmış olur. Anne babanın yaptığı her şeyi belleğine kaydeder.Eşlerin ibadetler noktasında sergiledikleri doğru ve paylaşımcı tutumçocuklarda ibadetlere karşı içten bir sevgi meydana getirir. Böylecebüyüklerini taklit ederek onların yaptıklarını yapmaya çalışırçocuklar.

Eşlerin ibadetlerindeki paylaşımlarının aileye huzurve mutluluk kaynağı olarak geri döneceği unutulmamalıdır. Çünkü ibadetkonusunda birbirini destekleyen ve teşvik eden eşler, Allah’a (c.c) iyibir kul, Rasulullah’a (s.a.v) güzel bir ümmet, eşinin iki dünyadakazançlı olması için çabalayan samimi bir dost; çocuklarına iyi biranne ve baba olurlar.

NE MUTLU O KİŞİYE Kİ EŞİNİN DİNDARLIĞINI TAKLİT EDERKadınlarınve erkeklerin din ve diyanette birbirlerine destekçi ve arkadaş olmasıkonusunda Bediüzzaman Said Nursi’nin de (k.s) önemli bir sözübulunuyor: “Şer’an koca, karıya küfüv olmalı, yani, birbirine münasipolmalı. Bu küfüv ve denk olmanın en mühimi, diyanet noktasındadır. Nemutlu o kocaya ki, kadınının diyanetine bakıp taklit eder; refikasınıebedi hayatta da kaybetmemek için mütedeyyin (dindar) olur. Bahtiyardıro kadın ki, kocasının diyanetine bakıp ‘Ebedi arkadaşımı kaybetmeyeyim’diye takvaya girer.

Veyl (yazıklar olsun) o erkeğe ki, salihakadınını ebedi kaybettirecek olan sefahete (çirkin yaşantıya) girer. Nebedbahttır o kadın ki, müttaki (takva sahibi) kocasını taklit etmez, omübarek ebedi arkadaşını kaybeder. Binler veyl (yazık) o iki bedbahtzevc ve zevceye ki, birbirinin fıskını (büyük günahlarını) vesefahatini taklit ediyorlar, birbirlerinin ateşe atılmasında yardımediyorlar.”

BİRLİKTE NELER YAPILABİLİR?

Birliktenamaz kılmak, oruç tutmak, gece ibadeti yapmak vs. ortak ibadetlerdensayılsa da ibadet sevabı kazandıran diğer bazı hayırlı işler eşleresadece psikolojik ve manevi tatmin sağlamakla kalmıyor sosyal vebireysel anlamda nice kazanımlara vesile oluyor.
Allah rızası için yapılan her hayırlı amelin ibadet olduğunu biliyoruz. Bu bağlamda;
• Ailece hayır kurumlarını ziyaret edip iyilikte bulunma,
• Güzel bir niyet ile akrabalarını ziyaret etme ve onlara elinden gelen iyiliği yapabilme,
• Birlikte Allah için misafir ağırlama,
• Birlikte Allah dostlarını ziyaret etme,
• Birlikte hacca veya umreye gitme,
• Birlikte Kur’an-ı Kerim okuma,
• Birlikte hayırlı işler ve hizmetler yapma,
• Birlikte komşusunu ziyaret etme, onlara iyilikte bulunma…
Bunlar gibi nice hayırlı işler, eşlerin birbirlerine ve çevrelerine olan olumlu duygularını pekiştirir.
Toplum içerisinde ve sosyal alanda da eş olmanın bilincini, birlikteliğin mutluluğunu tekrar tekrar yaşatır.

AHİRETTE DE BİRLİKTE OLMA HEDEFİ
SemraHanım, eşi Hasan Bey’in işleri sebebi ile ailesine pek vakitayıramadığından şikayet eder. Fikriye Hanım ise kendi eşinin de HasanBey’le aynı işte çalışmasına rağmen böyle bir sıkıntı yaşamadıklarınıdile getirir. Bunun sırrını ise şöyle anlatır:



“Evetbelki eşimin işleri sebebi ile sosyal aktivitelerimiz biraz sınırlıolabilir ama bu bizim evliliğimizdeki paylaşımımızı etkileyen birbahane değil. Çünkü eşim işten geldikten sonra ailece yapabileceğimizibadetlerimiz ve sohbetlerimiz var. Namazlarımızı cemaatle kılmayadikkat ediyoruz. Kur’an okumaları, sohbetler vs. ailemizde müthiş birmanevi güç oluşturuyor. Mutluluğumuz ve huzurumuzda birlikte yaptığımızibadetlerimizin büyük katkısı oldu. Çocuklarım da ailemizdeki bupaylaşımdan son derece memnun. Onların manevi eğitimlerinde çok olumluetkisinin olduğunu gördük. Evliliğimiz manevi bir temel üzerinde banadaha çok güven veriyor. İbadetlerimizi ailece yapmaya özengösterdiğimizden beri aileme, eşime sevgim daha da arttı. Ahirethayatında da birlikte olma düşüncesi bizi daha güzel davranışlara sevketti. Ailemdeki ibadetler konusundaki destek ve paylaşım beraberindefarklı konularda bile inanılmaz bir birliktelik şuurunun oluşmasınakatkı sağladı. Biz bu dünyada birlikte olduğumuz gibi eşimle ahirettede birlikte olma hedefi ile ibadet konusunda birbirimize destek olmayadevam edeceğiz…”

                                                                                                                               alıntıdır...

Konuşmacının Kontrol Listesi

Konuşmacının Kontrol Listesi
1) Kim? Dinleyiciler kim?, Kaç kişiler? ve Nerede bulunuyorlar?
2) Onlar ne istiyorlar?
3) BENİM mesajım NE? 4) Bu mesajı en iyi NASIL aktarırım?

Gündem :toplantıda konuşulacak, görüşülecek, karara bağlanacak maddeler bütünüdür. Bir toplantının görüşülmesi istenilen konularının bütününü gösteren liste anlamında bir sözcüktür
İNANDIRICI KONUŞUN
“Sorular zihninizin nerelere kadar ulaştığını gösterir, cevaplarsa ustalığın”
Geçen bölümde sekiz soru kategorisini belirledik ve bunların birbirinden farklı olan yönlerini kabaca tanımladık. Şimdi ise bu soru türlerine tam olarak nasıl cevap vermemiz gerektiğini inceleyeceğiz. Şunu bilmelisiniz ki insanlar size bir soru sorduklarında, bunu aşağıdaki üç amaçtan biri ile yaparlar.
1-Şu anda bilmedikleri bir şeyi öğrenmek istiyorlardır.
2-Zaten bildikleri bir şeyi doğrulamak istiyorlardır.
3-Sizinle ilgili daha fazla şey öğrenmek istiyorlardır.
Söz gelimi dışa dönük insanlar, sadece sorulan sorunun cevabını vermekle kalmaz, aynı zamanda bu soruyu çevreleyen konuları da açıklamaya girişir. Öte yandan içine kapanık insanlar verebileceği en az bilgiyi ileterek cevap verirler. Verdikleri cevap kelimesi kelimesine doğru olabilir ama en ufak bir canlılık ya da parıltı içermez.
Mükemmel Cevap Nelerden Oluşur:
1-Sorulan soruyu cevaplayan az ve öz bir giriş açıklaması  
2-İlk yorumunuzu güçlendiren destekleyici bir açıklama. Söz gelimi çok tanınan bir otoritenin bir sözü ya da düşüncesi.



LİDERLER İÇİN DÖRT DERS

LİDERLER İÇİN DÖRT DERS

İster siyasette, isterse iş hayatında olsun, liderlerin üzerinde ittifak ettikleri bir gerçek şudur: Kendini bilmeden lider olunmaz; ama kendini bilmenin her birey için ne demek olduğunu da kimse bilemez. İşletme hocası Warren Bennis’in tesbit ettiği dört ders bize ışık tutabilir. 

1.En iyi öğretmeniniz, bizzat sizsiniz. Öğrenme, kişisel bir dönüşüm tecrübesidir. Öğrenmek sahip olmak değil, olmaktır. Öğrenmenin iki önemli saiki bilme ihtiyacı ve rol üstlenme duygusudur. Dolayısıyla, öğrenme nefisle, kişilikle doğrudan bağlantılı bir süreçtir. Bunları hiç kimse okullarda öğretemez. Herkes kendisi öğrenir ve kendi tarzında öğrenir. 

2.Sorumluğu kabul edin. Kimseyi suçlamayın. Liderler akla gelebilecek her yeni tecrübeyi ciddiye alır, ne kadar aptalca görünürse görünsün her fikri dinlemeyi sorumluluklarının bir parçası sayarlar. Başarısızlığı başkasına yüklemeye kalkmazlar.
3.Öğrenmek istediğiniz her şeyi öğrenebilirsiniz. Şayet liderliğin temel bileşenlerinden biri hayatın vaatlerine tutkuyla sarılmak ise, bu vaatleri gerçeğe dönüştürmenin anahtarı da kişinin kendini baştan ayağa konuşlandırmasıdır. Cüret, iyimserlik, güven… bu yoldaki başlıca silahlardır. 

4.Hakiki kavrayış, kendi tecrübeniz üzerinde düşünmekten hâsıl olur. Kendi tecrübesi üzerine düşünmek, kişinin kendisinin ve hayatının hakikatini öğrenmek üzere, kendine doğru zamanda doğru soruları yöneltmesi demektir. Gerçekte ne oldu? Niçin oldu? Bana ne yaptı? Benim için ne anlamı var? böylelikle insan Goethe’nin deyişiyle, örs değil de çekiç haline gelir. Anlamak her şeyin cevabıdır. Anladığınız zaman ne yapacağınızı bilirsiniz. Liderler de ancak anlamış olanlardır.

29.12.2010

DİNLEME SANATI

DİNLEME SANATI
Günlük iş münasebetlerimiz, sosyal hayatımız ve tahsilimiz bizi, dinleme kabiliyetini devamlı kullanmak ve geliştirmeye iter. İyi bir dinleyici olabilmenin, dinlemenin tekniğini bilmek, başarı için çok önemlidir.
Dinleme, konuşma ve yazma faaliyetinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Konuştuğumuz veya yazdığımızda, fikirlerimizi ve duygularımızı başkalarına naklediyoruz. Dinlemede ise faaliyetin istikameti ters yöndedir; yâni verici değil alıcı olmaktır.
İyi konuşan kimseler, hep iyi ve dikkatli dinlemekte de şöhret yapmışlardır. Karşımızdakini dinlemek ve ona söz hakkı vermek, nezaketin de vazgeçilmez şartıdır.
Duymak dinlemek midir? Şüphesiz ki hayır! Duymak ses dalgalarının kulağa çarpması; dinlemek ise işitileni kavramak ve zihinde saklamak demektir. Bazan işittiğimizi hatırlamayız; çünkü dinlememişizdir.
Randımanlı Dinleme
Dinlemek randımanını artırmak için, daha önceden hem zihnen, hem de bedenen hazırlanmak gerekir.
Önce elimizdeki meşguliyetleri bir tarafa koymalı, mümkün olduğu kadar konuşmacıya yakın gelmeli, rahat bir şekilde oturmalı, hatta kağıt kalem hazırlayarak, not alabilecek bir vaziyette beklemelidir.
Hatibin konuşmasına başından yetişmek gerekir. Bir açış cümlesini kaçırmakla, bazen konuşmanın mantık silsilesini sezemez duruma düşebiliriz.
Dinlemeye zihnen hazırlanmak ise, hatibin söyleyeceklerini, önceden tahmin etmek ve konuyla ilgili şahsi malûmatımızı hatırlamaya çalışmakla olur. Sanki bizzat siz konuşmak zorunda kalacakmışsınız gibi söylenecekleri düşünmek ve plânlamak da büyük fayda sağlar.
İyi ve ciddi bir dinleyici, dinleyeceği konunun materyalini inceler ve konuya mümkünse önceden hazırlanır.
Hatibin konuşması esnasında ise şöyle davranmalıdır:
1. Bir hatip, bir nokta üzerinde önemle durmak isterse, misal verme yoluna gider. O esnada siz de kendi tecrübelerinizi düşünerek, konuyu açıklığa kavuşturacak örnekler bulmaya çalışın!
2. Hatibin fikrini kabul etmiyorsanız, zihninizi bu istikamette çalıştırıp da konuşmayı kaçırmayınız! Dinlerken ana gaye, söyleneni iyi anlamaktır; tenkit ancak iyi anladıktan sonra olabilir.
3. Hislerinize kapılmayınız! Dinlemenin düşmanlarından biri de hatibe karşı duyulan antipati...vs. dir. Hatibin elbisesi, yüzü, jestleri vs. yi beğenmezseniz bunu yenmeğe şuurlu bir gayret sarfediniz; kendinizi konuya vererek hatibin davranış ve görünüşüne aldırmayınız!
4. Hatibin fikirlerini kendi kelimelerinizle tekrar ediniz!
5. Konuşmanın şemasını göz önünde tutunuz!
6. Konuşmacının fikirlerini, anlatım usulünü sezmeye çalışınız!
7. Kendi düşünme hızı avantajınızı değerlendiriniz. Normal olarak, düşünen kişi, konuşmacıdan çok daha hızlı gider. Bu hız farkı ise, zihnimizin dağılıp başka konulara sıçramasına sebep olabilir. Bu dağılmayı önlemek için düşüncemizi;
a) Söylenenleri tekrarlamak, özetlemek, kendi kelimelerimizle yeniden ifade,
b) Konuşmacının söyleyeceklerini tahmin etmek yolunda kullanabiliriz.
8. Hatibin konuşmalarını not ediniz! Bir konuşmacıyı dinlerken not alanların, almayanlardan daha iyi dinledikleri, anlamada daha başarılı oldukları tesbit edilmiştir. O halde dersler gibi, konferanslar ve diğer hitabelerde not alma alışkanlığı kazanmalıyız.
9. İstinâî bazı durumlar dışında yanınızdakilerde konuşmaya kalkışmayınız! Bu tür hareket yanınızdakileri rahatsız ettiği kadar hatibi de üzer, önemli bir nezaketsizlik de sayılır.
Not Tutma Tekniği
Gerek tahsil, gerek meslek, gerekse günlük hayatımızda önemli olan faaliyetlerden biri de, hatırlamak istediğimiz şeylerin yazıyla tesbitidir. Bunu üç kademede inceleyebiliriz.
a. Not Alma:
Daha çok günlük hayatımız ve çalışma sahamızda not alma işlemini kullanırız. Meselâ, o gün yapacağımız mühim işleri unutmamak için bir kağıda not ederiz; bize verilen bir görevi, yeni tanıştığımız birinin adını, adresini, telefoon numarasını belirli bir yere kaydederiz.
Çalışma sahamızdaki not alma ise bir konuyu bir düşünceyi, bir duyguyu, bir müşahedeyi ana hatlarıyla kısaca yazmaktır. Yapacağımız bir iş hakkında tasarladığımız şeyler ve zaman zaman aklımıza gelen fikirler hemen not edilirse, daha sonraki çalışmalarınız için hazır malzeme olur
Bunu ihmal etmemeliyiz; zira bunlar bir müddet sonra unutulabilir. Özellikle yazarlar, eserlerini bu tarz çalışmalarla biriktirdikleri malzemeye dayandırırlar
b. Not Tutma:
Bir konferans, radyo konuşması, önemli bir kimsenin sohbeti, hocanın anlattığı ders gibi, nisbetin uzun konuşmaların ana hatlarıyla tesbitidir.
Bu tür not tutma bilhassa talebeliğin en can alıcı işidir. Sonradan kaynağı bulunamayacak derslerde önemi bir kat daha büyür.
İyi not tutabilen öğrenciler daha başarılı olur; hattâ böyle öğrencilerin notlarından diğer arkadaşları da büyük faydalar sağlarlar.
Derste iyi not tutmak için şunları yapmak tavsiye edilebilir:
1. Eğer mümkünse konuyu daha önceden çalışın veya gözden geçirin!
2. Konuşmacının anlattıklarını kolay işitebilmek için, yakınına oturun!
3. Hocanın sözlerini aynen kaydetmeyin; kısaltarak ana hatlarıyla ve kendi ifadelerinizle yazın!
4. Mümkün olan yerlerde ve sonradan ne olduğunu unutmamak şartıyla bazı kısaltmalar kullanın!
5. Notlarınızı biçimsiz kağıtlara ve sıkışık olarak yazmayın!
6. Bir noktayı yazmayı kaçırırsanız, onun için boş yer bırakın ve konuyu takibe devam edin!
7. Notlarınızda esas noktalarla tali noktaları ayıracak bir tertip sistemi takip edin!
8. Notlarınızı mümkün olan en kısa zamanda hemen gözden geçirerek, konu hatırdayken kontrol ve düzeltmeleri yapın, esas noktaların altını kalemle çizin!
9. Not tutmak için zımbalı sayfa ilave edilebilen defter kullanmayı tercih edin!
10. Notlarınızı ikinci defa temize geçmeye kalkışmayın; dikkatli not tutmaya kendinizi alıştırın!
c. Not Çıkarma:
Bu, bir takım yazılı metinlerden bizi ilgilendiren kısımların bir deftere ve fişlere kaydedilmesi demektir.
Fiş usulüyle çalışma bazı pratik faydalara sahip olup malzemenin kolay tasnifini de sağladığı için şayan-ı tavsiyedir. Fişlemeyi yaparken işimize yarayacak bilgilerin her birini ayrı bir fişe yazmalıyız.
İlmi etüd ve araştırmalardaki notlar:
1. İktibaslar
2. Hülâsalar
3. Şahsi notlar olmak üzere üç çeşittir.
Her fişin üzerinde cinsi ve alındığı kaynak belirtilmelidir. İlim adamları eserlerinin malzemesini çok kere çeşitli kaynakları tarayıp, gerekli malumatı fişlemek suretiyle meydana getirirler.


KURANI KERİMDE KİŞİSEL GELİŞİM İÇİN MUHTEŞEM DERSLER

 KURANI KERİMDE KİŞİSEL GELİŞİM İÇİN MUHTEŞEM DERSLER

1.Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme, yetkili ya da lideri olduğun bir gruba eşit davran, haksızlık yaparak kimseyi karşına alma.
Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.(nisa,58)
 
2. Fetişist olma, heves ve arzularını kutsallaştırma.
Kötü duygularını kendisine tanrı edinen kimseyi gördün mü? Sen (Resulüm!) ona koruyucu olabilir misin? Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (söz) dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha da sapıktırlar. (furkan 43,44)

3.Her zaman barışçıl ve uzlaşmacı ol, insanlar birbirleriyle konuşarak anlaşırlar.
Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a tevekkül et, çünkü O işitendir, bilendir. (enfal,61)

4.Vazgeçilmez olmadığını kabul et ve kibirli olma.
İnsana bir zarar geldiği zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (o zararın giderilmesi için) bize dua eder; fakat biz ondan sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider. İşte böylece haddi aşanlara yapmakta oldukları şeyler güzel gösterildi.(yunus,12)


5.Anne ve babaya iyi davranmak kendini iyi hissetirir. Fikir ayrılıklarında onlara kızmak sana bir şey kazandırmaz, kaybettirir.
Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine "of!" bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. (isra, 23)



6.Yalandan uzak dur, abartılı konuşma, yapamayacağın şeyi söyleme.
Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır. (Saff,2)



7.Öğrenmede ve zekada Bireysel ve fizyolojik farklılıklar vardır unutma. Bunu kendine kompleks edinme.
Körle, gören bir olmaz.Karanlıkla aydınlık da bir olmaz. Gölge ile sıcak da bir olmaz. Dirilerle ölüler de bir olmaz... (fatır, 19-22)

 
8.Dedikodu yapma, birilerinin arkasından kötü konuşma, ikişinin bildiği artık sır değildir unutma.
Göklerde ve yerde olanları Allah'ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüsü mutlaka O'dur. Beş kişinin gizli konuştuğu yerde altıncısı mutlaka O'dur. Bunlardan az veya çok olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar mutlaka O, onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü onlara yaptıklarını haber verecektir. Doğrusu Allah, her şeyi bilendir. (mücadele,7)

9.Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine öfkenin dinmesini bekle, kötülüğe iyilikle karşılık ver.
Rahman'ın kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) "Selam!" derler. (Furkan,63)


10.İnsanlara saygılı ol, kendine de saygın olsun.
Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir. (Hucarat, 11)ALINTI







Kişisel ve Manevi Gelişim: HUZUR VEREN SÖZLER

Kişisel ve Manevi Gelişim: HUZUR VEREN SÖZLER

Resimli Hadisi Şerifler





























HUZUR VEREN SÖZLER


 HUZUR VEREN SÖZLER
*Evinizin eşiğini temizlemeden komşunuzun damındaki karlardan şikayet etmeyiniz....KONFÜÇYÜS
*Önce doğruyu bilmek gerekir, doğru bilinirse yanlış da bilinir. Ama önce yanlış bilinirse doğruya ulaşılamaz. (farabi)
*Kendi içinde yolculuk yap. Günlük tut. Kalbin, gönlün, vicdanın ne diyor? Neyi öne çıkarıyor? Dünyaya bilinçli bakmanın yolu başta bu iç yolculuktan geçiyor.(Sokrates)

*Yaptığımız her şey hayal kurarak başlar. Hayat herkes için; hayalleri gerçekleştirmek ve yapabileceğinin en iyisi, olabileceğinin en güzeli peşinde gitmektir.

Bobby Kennedy’nin sözü gibi: Diğerleri dünyaya bakıyor ve “Neden?” diye soruyor. Ben bambaşka bir dünya düşünüyor ve “Neden olmasın?” diye soruyorum (Albert Einstein)

*Başarı cesaret ister, başlangıçtaki cesaret sonradan inanca dönüşür. İnanç insanlığa daha iyi hizmet arzusuna dönüştüğünde, fırsatlar yelpazesi yukarı bir seviyede tekrar açılır.
(Sun Tzu)

*Ancak akıllı, bilinçli ve odağı şaşmayan çabalar sonrası, olası potansiyelin yapabilecekleri gerçekleşir. Elması yontmadıkça elinizde sadece bir taş parçası vardır. (Emile Zola)

*Hata yapmaktan korkan bir insan hiçbir şey yapamaz.(ABRAHAM LINCOLN)
*Hayata en önemli şey kazançlarınızı kullanmak değildir. Bunu herkes yapar. Asıl önemli olan kayıplarımızdan kazanç sağlamamızdır. Bu zeka gerektirir; akıllı insanlarla aptal insanlar arasındaki fark budur.(WILLIAM BOLITH)
*Eğitim sadece okumak değildir. Okudukları üzerinde düşünebilmek yeteneğidir.(Hilty)
*nsan, ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayasını gözler göremez.(Exupery)


*Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir.(Pascal)

*
Birinin başına toprak saçsan başı yarılmaz. Suyu başına döksen, başı kırılmaz.Toprakla, suyla baş yarmak istiyorsan, toprağı suya karıştırıp kerpiç yapman gerek.(Mevlana 

28.12.2010

İnsan İlişkilerinde En Güçlü Duygu: GÜVEN

İnsan İlişkilerinde En Güçlü Duygu: GÜVEN


Kodak firmasının kurucusu Eastman, basit bir film makinesi ile 1935'li yıllarda Afrika'daki vahşi hayvanların fotograflarını çok yakından çeker ve daha sonra bunları evinde yakın dostlarına gösterir. Hayvanların bu kadar yakından filme alınmış olmasının heyecanıyla içlerinden birisi dayanamaz; "Aziz dostum, bu işi nasıl becerdin?" diye sorar. O da cevaben; "Yanıma güvendiğim bir avcı aldım. Makinenin 10 metre kadar önüne hayalî bir çizgi çizdim. Avcıya, ben film çekerken herhangi bir hayvan bu çizgiyi geçme teşebbüsünde bulunursa derhal vur, dedim" der. İzleyiciler şaşırır ve hep bir ağızdan; 'insan bu kadar tehlikeli bir işe nasıl teşebbüs edebilir, ya avcı vurmasaydı?' diye sorduklarında, "Dostlarım, hayatta başarılı olmak istiyorsanız, birlikte çalıştığınız insanlara güvenmeyi öğrenmelisiniz" der. 

Günlük hayatta temas içinde olduğumuz değişik kişiler vardır. Kimisiyle ticarî ilişki, kimisiyle birlikte çalışma, kimisiyle sadece selâmlaşıp geçme veya ayak üstü bir konuşma şeklinde sürer bu münasebetlerimiz. Bazı kimselerle ise dertlerimizi, sevinç, endişe ve hasretlerimizi paylaşırız. Hayat onlarla daha tatlı, daha mânâlı hâle gelir. İç dünyamızı açabildiğimiz bu insanlar doğrularımızı ve yanlışlarımızı, iyi ve kötü yönlerimizi dostça söylerler yüzümüze karşı. Hayâllerimizi, isteklerimizi, daha doğrusu kendimizi gerçekleştiririz onlar sayesinde. Ve onların yanında "gerçek ben" oluruz. Dostluğu, arkadaşlığı, kardeşliği, sırdaşlığı onlarla yaşarız. Gerçek dostluk ve arkadaşlıklar yılların geçmesiyle, insanların birbirini tanıması ve tartmasıyla, güven duygusuyla kurulur. Güveni sarsmadan bu güzel münasebetleri hayat boyu sürdürmek gerçekten zordur. Güven sarsılınca bütün ilişkiler bir anda yıkılır; yere düşen cam misali paramparça olur. Çünkü emniyet hissi insanları birbirine bağlayan, alâkalarını geliştiren bir yapıştırıcıdır. Eşler arasında, çocuklarla ebeveyn arasında, işverenle çalışanlar, yönetilenlerle yöneticiler arasında, devlet ile fertler arasında ve kurumlar arasında güven olmadığı zaman hiçbir iş iyi gitmez. Bu durumda insan potansiyelini kullanamaz, güzel duygularını sergileyemez, yapabileceklerini yapamaz, yenilikleri deneyemez, ilişkiler mekanikleşir, hayat robotlaşır, maddî-manevî kazanç yolları kapanır. Güven duygusu olmayan bir aile düşünün; anne-baba birbirine, çocuklar ebeveyne güvenmiyor, aynı çatı altında olmalarına rağmen kimse niyetini, yapacaklarını çeşitli endişelerle açıkça söyleyemiyor. Orada ailenin hangi ferdinin düşüncesi, sevinci, acısı veya derdi paylaşılır? Kim gerçek duygusunu açıklar ve kim dürüst olur? Bu ailede olsa olsa, utanca boğulmuş, kendine güveni olmayan, sevgiden mahrum çocuklar; birbirini yiyip bitiren, kendi menfaati için diğerini istismar eden, kızgın, bunalmış, yorgun eşler olur. 

Duygu ve düşüncelerini, ideallerini, hayallerini, güçlü ve zayıf yanlarını açıkça ortaya koyabilme ve bundan zarar görmeme güvencesine sahip fertlerden oluşan bir ailede ise bunların tam tersi olur. Orada anlayış, sevgi, hoşgörü ve şefkat esintileri hâkimdir; acılar, sevinçler, endişeler hep birlikte paylaşılır; hayâl ve özlemler birlikte gerçekleştirilmeye çalışılır.
Emniyet duygusu nasıl sağlanır? İnsanlar kime güvenir? Malını, canını, namusunu gönül rahatlığı ile kime emanet edebilir? Niçin herkes emin insan değildir? Onlar ailede, toplumda ve iş dünyasında güvenin önemini mi bilmezler, yoksa güvenilir olmak işlerine mi gelmez? Ya da güvenilir olmanın nasıl gerçekleşeceğini mi bilmezler?
Güven duygusunun önemi hakkında şimdiye kadar çok şey söylenmiştir. Peygamberimiz (sas); "Hakiki mümin odur ki, insanlar malları ve canları hususunda emniyet içindedirler" diyerek emniyetin, güvenin önemini belirtirken; güven insanının altı vasfını da bildirmektedir. "Siz bana altı meselede söz verin, ben de size cenneti tekeffül edeyim: Konuşurken doğru konuşun, vadettiğinizi yerine getirin, emanette emin olun, iffetli olun, gözlerinizi harama karşı koruyun ve ellerinizi başkalarına zarar vermekten uzak tutun." Bugünkü ölçülerle de tarttığımız zaman, bu vasıflara sahip insanların güvenilir insanlar olduğunu görebiliriz. İnsanın karekterinde mütevazılık sadakat, hoşgörü, hakkaniyet, cesaret, sabır, çalışkanlık, sadelik gibi üstün vasıflar varsa, bunlar insanda güven uyandırır. Ancak insanlarla iyi bir diyalog kurulabilmesi için, sadece böyle bir karektere sahip olmak yeterli değildir. Duygu ve düşüncelerimizi onlara rahatça açabilmemiz ve böylece hayatımızdaki zorlukları aşmamız için, insanlarla kolay diyalog ve münasebet kurabilme maharetine de sahip olmak gerekir. Karekteri zayıf olanlar ise, bu ustalığa sahip olsalar bile hayatta başarılı olamayacak, yapmacık hareketleri mutlaka açığa çıkacaktır. 

Güven İçin Açık İletişim 

Ailede olduğu gibi aile dışı fertler arasında da güzel ilişkilerin kurulabilmesi için, kişilerin duygu ve düşüncelerini açabilme güvencesinin olması gerekir. Bir kimseye kendini tanıtma ve kendini açma ölçüsüyle o kişiyle olan yakınlık, samimiyet ve güven derecesi arasında yakın bir alâka vardır. Şüphesiz karşılaştığımız her kişiye duygu ve düşüncelerimizi açamayız. Bu durum tavsiye de edilmez. Kendini açmak ancak güven duyulan kişiye yapılır. Bir insanın karşısındakine güven duyabilmesi ise zaman içinde gerçekleşir. Kendini açan kişi karşısındakine güven verir ve karşılığında "sana güveniyorum" mesajını alır. Güven duyulan kişi kendini daha da açar, böylece daha derin ve yakın bir münasebet doğar. İnsan kendini kapadıkça, karşısındakini de kapanmaya zorlayan bir fâsid daire oluşturur. Kuşkusuz her zaman açık iletişim yapılamaz. Açık iletişimin riskleri de vardır, ama insan sürekli içe kapanık yaşayamaz, yaşasa bile gelişemez, büyük bir yalnızlığa düşer. Açık iletişim her zaman karşıdakinden beklenmemeli ve başkalarının açık iletişimde bulunmasına bağımlı olmamalıdır. Açık olmak için risk göze alınmalıdır. Çünkü hayattaki bütün başarılar, az çok riskli davranışlara dayanır. Açık olur, karşımızdakine güvenir ve değer verirsek o da bize açık olur, güven duyar ve değer verir. Kişinin gerçekleri öğrenmesi, kendini geliştirmesi ve düşündüklerini gerçekleştirmesi yönünde atılan adımlar açık olma riskini kabullenmeye bağlıdır. Açık iletişim lider ve yöneticiler için de çok önemlidir.
İyi lider, hiçbir küçük grubun, herşeyin cevabını bilemeyeceği düsturuna inanır. Yönetim dışında çalışanların da zengin bir bilgisi olduğunu, onların zekâ bakımından daha geri olmadığını, kendilerinin ise bir eğitim fırsatı yakaladıkları için o makamda olduklarını düşünür. Bu yüzden lider, tabandaki bilgi zenginliğiyle sürekli temas halinde olmak ister. Gâyesi sadece onlara birşeyler öğretmek değil, işlerini daha iyi yapmalarına nasıl yardımcı olabileceğini sormak ve gerçekte neler olup bittiğini öğrenmektir. Lider herşeyi kapalı kapılar ardında değil; açıkça ortaya koyup tartışarak; hedeflerini, endişelerini ve ihtiyaçlarını dile getirerek tabandan yukarıya doğru iletişim kurulmasını ve bilgi akmasını sağlar. Böylece insanlar yaptıkları işe değer verildiğini görür. Kim önemsenmek istemez ki? Kim kendisine özen gösterilmesini, söyledikleriyle ilgilenilmesini istemez ki? Tabana inmeyen, onlarla açık iletişim kurmayan lider, insanlara önemli olduklarını, onların fikirlerine değer verdiğini nasıl anlatabilir ve onların desteğini nasıl arkasında bulabilir? İnsanlar kendilerine değer veren, fikirleriyle ilgilenen lider ve yöneticiye güven duyar, onu hayal kırıklığına uğratmak istemezler.
Türkiye 2001 yılı Ocak ayında acı bir olay yaşadı. Daha önce faili meçhul cinayetlerin işlendiği, vatandaşın devlet adamından uzak durduğu, belki kendini yeterince güvende hissetmediği Diyarbakır'da, emniyet müdürü hunharca öldürüldü. Ertesi gün Valilik önünde cenaze töreni yapılacaktı. Çeşitli semtlerden gruplar halinde harekete geçen halk, sabahın erken saatlerinde on binlerce kişilik bir kalabalık halinde tören alanında toplandı. Onlar ölen emniyet müdürleri için ağlıyor, babalarını kaybetmiş gibi üzülüyorlardı. Ne değişmişti de halk bu devlet adamına sahip çıkıyordu? Ne idi onu "sevilen müdür" yapan? O ne yapmış da kazanmıştı insanları? Kendisi şunları söylüyor, ölümünden önce yapılan bir röportajın satır aralarında: "Vatandaşla bire bir temas kurduk. Sosyal ve sportif faaliyetlerde yanında olduk." Ve devam ediyor, "Herkesi dinlerim. Herkesle konuşurum. Bakkal Atilla'nın yanına giderim, o müsait değilse, bakkal Ahmet'e uğrarım. Şuradaki bakkalın gösterdiği samimiyet, dünyanın en güzel samimiyetidir. Yani ben halkın yanındayım. Bana görev verilirken deniyor ki, git Diyarbakır'daki insanın malını, canını, ırzını koru. Görevimiz bu. Emniyet müdürü olmak bir şey değil. Hepimiz insanız. Biz keyfî muamele yapamayız. İnsanların sevgiye, saygıya ihtiyacı var. Diyarbakır eğer bana saygı duyuyorsa ve ben ona sevgi saygı duyuyorsam yapılacak bir şey yok. İnsanların da Diyarbakır'da aradığı şey bu."
İşte güven sağlamanın sırrı budur. İnsanlarla iç içe olmak. Bire bir münasebet kurmak. Makamını ve rütbesini bir ayrıcalık; insanlardan uzak durma, onları hor görme, hiçe sayma, itip kakalama ve dikkate almama vesilesi yapmamak. Kendini insanlardan bir insan olarak görmek. Yaşı, cinsiyeti, ırkı ne olursa olsun.. herkese sevgi, saygı, şefkat ve samimiyetle muamele etmek. Hz. Ali ne güzel demiş: "İnsanlar içinde bir insan ol."
İster devlet kademelerindeki yöneticiler, ister kâr etmeyi hedefleyen şirketin yöneticileri veya insanların gönlünü kazanmak isteyen bir hareketin mensupları olsun; bu sırra ters hareket ettikleri zaman güven ortadan kalkar, anarşi başlar, kârlılık azalıp ekonomik çöküntüye girilir, insanlar arasında tedirginlik yaygınlaşır ve herkes birbirine şüpheyle bakar. Böyle bir ortamda elbette insanca bir hayat olmaz ve hiçbir hedef gerçekleşemez. Ama bu sırrı yakaladığınızda insanlar yolunu bulmuş ırmak gibi, hiçbir zorlama olmadan hedefe doğru kendiliğinden akar gider. İşte gerçek başarı o zaman elde edilir. 

Kendinizi ve İşi Paylaşmak Güveni Artırır
 
İnsanlarla sıradan olan temasların güçlü tutulması, güveni artırıcı bir davranıştır. Belki bazı yöneticiler, personeliyle arkadaşlık kurmamayı bir prensip olarak benimseyebilirler. Bunlar sahip olunan gücün gösterişine, şatafatına ve prestijine takılıp kalırlar. Kendi kusurlarını gözden kaçırırlar. Unvan ve makamın sağladığı gücü elde tutmak isterler. Böylece çalıştıkları insanlardan daha da koparlar. Açık ve gerçekçi olanlar, yanında çalışanlardan aynı karşılığı görür. İnsanların eşit yaratıldığı inancına sahip olanlar, sıradan işlerde başkalarıyla daha rahat münasebet kurar ve kendi düşüncelerini, işini, görevlerini başkasıyla daha rahat paylaşır.
Kafanızdan geçen düşünce ve fikirleri bir bütünlük içinde açıklama mütevazılığını gösterebilirseniz, sizi daha iyi anlayacaklardır. Tıpkı bir işletmenin genel müdürünün her çalışana şirketin bütününü finansal konular dahil öğretmesi ve bütünün başarısı için mümkün olduğu kadar sorumluluk üstlenmeleri konusunda motive ederek çalışanları işverene dönüştürmeyi başarması gibi. 

Kendinize ve Başkalarına Kulak Verin
Dinlemesini bilen birçok meseleyi çok daha kolay çözebilir. Dinleme sabrı olan birisi bu maharetini kullanarak başkalarıyla daha rahat diyalog kurabilir. Dinleyerek daha fazla şey öğrenebilir, yeni fırsatlar yakalar, kavrama derinleşir, farklı bakış açıları açıklık kazanır, problemlere yeni çözüm yolları bulunur.
İnsan kendisini dinlerse, kendisini daha derinlemesine anlar. Kim olduğunu ve neler yaşadığını bilen, öbür insanları daha kolay anlar ve onların bakış açılarını daha kolay görür. Değişik ruh hallerimizi ve duygularımızı dinlemeyi öğrenirsek, kendimizin daha çok farkına varırız. Güçlü ve zayıf yanlarımızın farkına varırız. Bunlar insana daha geniş bir bakış açısı kazandırdığından, başkalarının bakış açılarını kavramamıza yardımcı olur. Dinlemek, bir kişiye önemli olduğunu anlatır; karşıdaki ile ilgilendiğini göstermenin yanı sıra, onun hayal kırıklıklarını vaktinden önce görebilmeyi ve onu önlemeyi sağlar. Etrafınızdakileri sadece bir çalışan, bir memur veya sıradan bir vatandaş değil, insan olarak görmek, onun arzu, istek ve beklentilerini dikkate alarak davranmak gerekir.
İnsanların duygularını sezmeye çalışın. Bu konuda kendinize güveninizi arttırın. İlişkilerin kırılganlığını ve insanlar açısından taşıdığı önemi anlayın. Bu münasebetleri kurmanın ne kadar güç olduğunu, ilişkilerin örselenmesinin ise ne kadar kolay olduğunu bilin. Kendinize ve başkalarına kulak verin. 

Tahmin Edilebilir Olun
 
Karmaşık bir dünyada tutarlı ve tahmin edilebilir olmak, birlikte olduğu insanların kendilerini güvende hissetmelerine yardımcı olur. Ayaklarının altındaki zeminin kaymayacağından emin olan yeni fikirlere açık olur, risk almaktan korkmaz. Sağlam ve tahmin edilebilir olmak, insanların güvenle bir arada çalışmalarını, risk almalarını ve kendilerini ortaya koymalarını sağlar. Birlikte çalıştığınız insanların sizin ne düşündüğünüzü, o düşünceyle nereye yöneldiğinizi anlamalarını sağlayın. Her gün yön değiştirmeyeceğiniz, boy gösteren her yeni şeye kapılmayacağınızı bilirlerse, bu onlara rahatlık hissi verir, güven duygusu sağlar. Kestirilebilirlik, her durumda aynı kişi olmakla ilgilidir; insanlar sizin nasıl bir cevap vereceğinizi tahmin edebilirler. Doğruyu söylemekten korkmayın! Hep aynı mesajı verin; insanlardan ne beklediğinizi kesin olarak belirtin. İnsanlar kendilerini güvenli hissederse, canla başla çalışırlar ve o zaman yapamayacakları bir şey yoktur. 
Prof. Dr. Harun AVCI

İlk Adım İçin Bismillah

Değerli arkadaşlar !

Yeni blogumda sizleride bu sayfadan faydalanmaya davet ediyorum süreç içinde faydalı bilgilerle karşınızda olmaya çalışacağım.Şimdilik görüşene kadar hoşçakalın sevgilerimle sofiskaya

27.12.2010

Başarıların sırlarını biliyor musunuz ?

Başarıların sırlarını biliyor musunuz ?



Belirli zaman aralıklarında belli hedeflere varmaya çalışın. Meselâ elinize aldığınız yüz sayfalık bir kitabı, o gün yatmadan bitirmek gibi.. veya 12 ciltlik temel bir eseri, herbir cildini bir ayda bitirerek bir yılda okumak gibi...
Başarıların sırlarını biliyor musunz ? Lüzumsuz sohbetlerden kaçının
Her gece o günün değerlendirmesini yapın...
Meşguliyet değiştirerek dinlenin.. “ Bir işi bitirdiğinde başka bir işe başla ve yorul..” (inşirah.7) ayetindeki ilâhi mesaja kulak verin... gerçek istirahati kabre bırakın..!
Batan güneş için ağlamayın.. yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin...
Denemeden bilemezsiniz..!
Hayattaki engeller aşılmak içindir.. takılmak için değil...
Bir kapıyı vurmazsanız kapı açılmaz...
Şevksiz insan, benzini bitmiş arabaya benzer.. hareket etmeye bile üşenerek canlı cenazeye döner...
Başarılı olabilmek için, konunuzla ilgili çalışmaları yakından takip edin..
Başarılı insanlarla görüşün.
Kafanızı sakin tutun.
Derdi hissi hale sokmamalısınız.. unutmayın yiğit düştüğü yerden kalkar.. kendinize acımayın..
Problemleri dert etmeyin. Problemi değil, çözümü düşünün.
Hiçbir başarı yoktur ki bir çalışmanın ve beklemenin sonucu olmasın.. beklemek önemlidir..
Kuvvetle istemelisiniz..
Ulaşılabilir bir hedefiniz olmalı..
Umudunuzu kaybetmemelisiniz.
Bir defa gayretle netice alacağınızı sanmayın. Kale kapısı bir defada açılmaz unutmayın..!
Sabırlı ve kararlı olmalısınız
Güzel bir ahlak herşeyi olumlu düşünmeye vesiledir.
Yeteneklerinizin neler olduğunu keşfetmelisiniz. Her insana farklı kabiliyetler verilmiştir.
Hergün yarım gün çalışın..
Tedbirli olun ama korkak olmayın. İnsan yönetimini bilin..
Düşmanlarınızı düşünerek vakit harcamayın..
Doğru, samimi, neşeli ruh halinizi koruyun..
Kalbiniz nasılsa öyle olursunuz.


9 Adımda Kendimize Olan İnancımızı Geliştirelim

   9 Adımda Kendimize Olan İnancımızı Geliştirelim
Yaşamda hayat insanın kendine güven duyması ile başlar. Başarı Ve yine başarı. Başaracağım ne olursa olsun başaracağım. Düşünün bir olay karşısında kendinize hiç güveniniz yok kabullenmişsiniz yenilgiyi hep alışılagelmiş bi olay. Peki neden ben bunu başaracağım başarabilirim yapabilirm diyemiyoruz. Ne kaybederiz ki. Yenilgiyi zaten kabullenmiş bi insanın artık kaybedeceği risk alamayacağı birşey yoktur. O yüzden biz olumsuzluğu bir tarafa atıp kazanacağımız şeyi kaybetmeden gerçek riski göze almalı ve başaracağımıza kendimizi inandırıp öle yapılanmalıyız ..
    Yaşamda herhangi bir amaca ulaşmak için, başarılı olacağınıza inanmanız gerekir. Bunu yapmazsanız, büyük ihtimalle başarısız olursunuz. Amaçlarınızın her biri için, ta kalbinizin derinliklerinde, bunları başaracağınıza gerçekten inanıyor musunuz? Herhangi biri için yanıtınız hayırsa, aşağıdaki 9 adımlık süreç, bu inancı geliştirmenize ve hedefinize ulaşmak üzere, kendinize güveniniz tam olarak dev adımlarla ilerlemenize yardımcı olacaktır.1) Sonucun imkan dahilinde olduğundan emin olun.
Belki de bir başkası bu hedefe ulaştı ya da benzeri bir başarı elde etti. Farklı bir şık olarak, bu işin yapılabileceği konusunda içiniz rahat olsun.
2) Sonucun sizin sayenizde mümkün olduğuna inanın.
Hedeflere ulaşma kabiliyetimiz konusunda genellikle sınırlayıcı inançlarımız vardır. Sizi sınırlayan inançlarınızı kontrol etmek ve bunlar için önlem almak önemlidir. Amacınız, hedefin yalnızca mümkün olduğunu değil, sizin sayenizde mümkün olduğunu hissetmektir.
3) Sonuca ulaşmayı gerçekten isteyin.
Bir hedefe ulaşmayı ne kadar çok istersek, ona ulaşmak için üzerinden atlayacağımız engeller de o kadar büyük olur ve sonuçta, kendimize olan inancımız da o ölçüde artar. Gerçekten istediğiniz bir hedefi seçin ve hedefinize ulaştığınız takdirde elde edeceğiniz temel değerleri anlamaya çalışın.
4) Sonucu hak ettiğinize inanın.
Pek çok insan, içten içe, başarıyı hak etmediğine inanır. Harekete geçmeye çalıştıklarında, bu inanç onları kısıtlar; motivasyonlarını kaybederler ve başarısız olurlar. Unutmayın, hedefinize doğru tutarlı bir biçimde çalışırsanız, elde ettiğiniz tüm başarıları hak edersiniz.
5) Hedefinize ulaşmak, sahip olduğunuz diğer inanç ya da değerler ile çelişmemelidir.
Bir girişimci, bir yandan milyonlar kazanmak isterken, diğer yandan çok parası olan insanların açgözlü olduklarına inanabilir. Hedefiniz, diğer inanç ve değerleriniz ile örtüşmüyorsa, bilinçaltınız, bu hedefe ulaşıp ulaşmamanız konusunda şüphe duymanıza yol açarak sizi engelleyebilir. Herhangi bir çelişen inancı ve değeri anlamak ve uzlaştırmak, bütün varlığınızın desteğini alarak hedefe doğru ilerlemenizi sağlar.
6) Bir plan yapın.
Araştırmaya ve plan yapmaya zaman ayırmak, hedefinize nasıl ulaşacağınızı açıkça görmenizi sağlar. Plan ne kadar iyiyse, hedefin ulaşılabilirliği konusunda kendinize olan güveniniz de o kadar artar.
7) Plandaki her adımı atabileceğinize inanın.
Nihai hedefler genellikle öyle büyük ve uzak görünür ki bunaltıcı bir hal alır. Hedefinize ulaşmak, en basit anlatımla başarılabilir küçük adımlar atmak demektir. Planınızdaki her adımın üstesinden gelebileceğinize emin olmak, nihai hedefinizi de başarabileceğiniz anlamına gelir.
 Planın adımlarını gerçekleştirebileceğinize inanın.
Gerçekleştirebileceğiniz bir planınızın olması, bunu yapacağınız anlamına gelmez. Genellikle bu planın uyması gereken başka taahhütlerimiz ve sınırlamalarımız olur. Bu nedenle, planınızdaki adımları atmaktan sizi alıkoyabilecek engelleri düşünmeli ve bu konuda çalışmalısınız. Daha sonra, ne olursa olsun, planınızı yaşama geçirmek için çabalamalısınız.
9) Hedefinize ulaşma ihtimalinizin olduğuna inanın.
Hedefinize ulaşma ihtimalinin % 80’in üzerinde olduğuna inanmayı amaçlamalısınız. Gözünüzde nihai hedefinize ulaştığınızı canlandırmak ve sahip olduğunuz son şüpheleri de ortadan kaldırmak, başarılı olacağınıza inanarak harekete geçmenizi sağlayacaktır.





Muvaffak Olmanın Düşmanları

Muvaffak Olmanın Düşmanları

İlk büyük düşman tembelliktir. Tembellik insan karşısına çıkıp da mertçe savaşan bir düşman değildir. Tehlikesinin büyüklüğü de buradan gelmektedir. Tembelliğin; yerine, adamına ve çağına göre girmediği kalıp yoktur. Herkesin mizacına göre tavır alır ve konuşur. Dilimizde aldığı çeşitli isimler de onun bu sinsiliğini gösterir. Tembelliğin adı hevailik, gevşekliktir. Hoppalık ve -----lik, uyuşukluk, üşengeçlik, keyfine düşkünlüktür.
Tembellik, bazen en meşru bir mazeret kılığına girer; hasta olur, yorgun düşer ve herkesi haline acındırır. Bazen iş yapar görünür; hakikatte hiçbir şey yapmaz. Bazen tatlı bir dille konuşur ve gönül çeler. Eğer tembel isen ve tembelliğin bir hastalıktan değil de ruhi bir gevşeklik, uyuşukluk, üşengeçlik, hoppalık ve hevailik ise, iradeni kullanmak suretiyle bu düşmanını yenebilirsin.


 İkinci düşman kötü arkadaştır. Bir gencin başına gelebilecek kötülüklerin en kötüsüdür. Sinsi ve maskelidir. Dost ağzı kullanır. Seni esirger ve yardımına koşar görünür. Seni kendisine imrendirmek için, gençliğini yaşa kardeşim, bu gençlik her zaman ele geçmez. Sana öğüt verenler vaktiyle günlerini yaşayıp da senin güzel gençliğini kıskananlardır, aldırma, eğlenmeye bak sözleri, hal ve tavrıyla seni kendine benzetmek ve düştüğü çukura sürüklemek için fırsat arar, manevi enerjini kırar ve sende haince bir ruhi gevşeklik oluşturur.   Sözlerime kulak ver: Tembellikle arkadaşın kötüsü, yakana birden yapışırsa, bu iki şerir düşmandan kendini kurtarman çok güç olur. Arkadaş olacağın kimsede arayacağın şart çalışkanlık, dürüstlük ve iyilikseverlik olsun. Bu meziyetlerle bezenmiş olan bir insan, diğer bütün iyi vasıflara da haiz demektir. Bunu unutma ve bu şartı bulamadığın kimse ile sakın arkadaş olma.  

Üçüncü düşman kötü örneklerdir. Bunlar, ehliyet ve liyakatlerinin üstündeki yerlere oturmuş kimselerdir. Gerçi bunlar yalnız bugün değil, her devirde görüle gelmiştir. Her zaman insanların saf ve temiz yürekliliğinden istifade etmişlerdir. Fakat zamanımızda görülmedik bir şekilde çoğalmıştır. 

Muvaffakiyet prensipleri de (her ne suretle olursa olsun) mutlaka başarmaktır. Sakın bunları rehber alma. Namuslu çalışmanın emin neticesinden şüpheye düşme ve manevi kuvvetini kırma. Bil ki hayatta insana yaraşan yol, doğruluk ve namusluluk yoludur. Hayatta muvaffak olmak; doğru ve namuslu yürümek  suretiyle hedefe varmak demektir.

A. F. Başgil


22.12.2010

En Büyük Risk Risk Almamaktır


En Büyük Risk Risk Almamaktır Robin Sharma:
- Tanıdığın en olumlu insan kendin ol.
- Yapabileceklerinin altında söz ver, fazlasını yap.
- İnsanları onları ilk gördüğünden daha iyi bir durumda bırak.
- Arkadaş canlısı ve şevkatli ol.
- Birinci sınıf bir dinleyici ol.
- İçten ve samimi ol, her zaman (sesin titrese bile) gerçekleri söyle.
- Zamanında olman gereken yerde ol, geç kalma.
- Lütfen demeyi ve teşekkür etmeyi ihmal etme.
- Diğer insanlara karşı tutkulu bir şekilde ilgili ol.
- Yüzünde gülümse eksik olmasın.
Katılmamak elde değil değilmi arkadaşlar nekadar güzel söylemiş ancak bunlar (bu sıralama ile yazıldığı haliyle) benim değil, o meşhur Ferrari’sini Satan Bilge’nin, Robin Sharma‘nın lafları.
7 Eylül’de Borusan İstinye tesislerinde Robin Sharma’nın “Kendinizi Uyandırmak” Konferansına katıldım. D&R’ın sahiplendiği bu seminerden aklımda kalanları ve ayrıca Robin Sharma’nın bende iz bırakan bazı eski (kitapları ve röportajlarından) söylemlerini ve doğrularını şimdi sizlerle paylaşacağım.
Şimdi dönelim verdiği mesajlara.
İnsanlar çalıştıkları şirketlerinde pozisyonları veya ünvanları ne olursa olsun, “liderlik davranışı” sergileyebilirler. Bunun için önerdiği dört taktik var:
1.) Kendinize ait kişisel bir felsefeniz (nasıl bir kişi olmak istediğiniz) ve net hedefleriniz olsun. Bunları yazın, haftada bir okuyun.
2.) Günün en zorlu işi, sabah yapacağınız ilk işiniz olsun.
3.) Her gün düzenli olarak en az %1′lik bir ilerleme sağlayın.
4.) Düşünmek için kendinize zaman yaratın. Sabahları bir saat erken kalkın (3 hafta sonra alışırsınız).
Kişisel felsefeniz, değerleriniz ve hedeflerinizi bulmanıza yardımcı olmak için şu soruyu cevabı tükenene kadar tekrar tekrar sorup, her defasında da ayrı cevaplar vermenizi istiyor:
- “Hayatındaki en önemli şey ne?”
Daha sonra aynı şeyi şu 2 soru için de yapmanız gerekiyor:
- “Hayatımda gelişmesi gereken şey ne?”
- “En çok neyi yapmaktan pişmanlık duyuyorsun?”
Bu üç soruluk çalışmayı yapmanın en ideal yolu başka bir kişi ile karşılıklı birer sandalyede ve diz dize, göz göze oturarak yapmak. Karşınızdaki aynı soruyu size defalarca (siz artık farklı bir cevap bulamayıncaya kadar) soracak. Gözlerinizi karşınızdaki kişinin gözlerinden kaçırmadan bunu yapabilmek o kadar kolay değil. Deneyin, işe <linkz id="linkz0">linkz> yarar bir çalışma.
1.000 kişi ile yapılan bir araştırmada insanların en fazla “pişmanlık” duyduğu üç şey şöyle sıralanmış:
1.) Keşke daha fazla dinlenmek için vakit ayırabilseydim.
2.) Keşke kendimi (duygularımı, değerlerimi, …) daha iyi ifade edebilseydim.
3.) Keşke daha fazla sevgiyle dolu ilişkiler kurabilseydim.
Yukarıdaki diz dize, göz göze yöntemiyle olmasa dahi, cevaplarını sürekli gözden geçirmemiz gereken üç başka soru da:
- Ne olmak istiyorsun? (Öldükten sonra nasıl anılmak isterdin kapsamında)
- Hayattaki en büyük korkuların ne?
- Başarısız olmayacağını önceden bilme şansın olsaydı ne iş yapmak isterdin?
Kendi hedeflerinizi belirlerken olumlu referans noktaları belirlemek, daha önceden kendimizde göremediğimiz potansiyelin açığa çıkmasını sağlar. Eğer referans noktalarınızı dünya ölçeğinden seçerseniz de, umutsuz anlarınızda dahi bu referanslar size güç verecektir:
- Çocuklarımız: Koşulsuz sevgi ve sınırsız merak
- Lance Armstrong: Sebat etme ve direnme gücü
- Richard Branson: Hayatın her anını dolu dolu yaşamak
- Madonna: Kendini yeniden keşif etmek
- Peter Drucker: Hayat boyu öğrenmeyi sürdürmek
- Nelson Mandela: Cesaret ve insanlıkçı olabilmek
Liderlik sizle başlar. Yani kendinizle…
- Verdiğiniz sözleri tutun. Yaptığınız işte çok iyi olun ki, sizi umursamamazlık yapamasınlar. Fark yaratın.
- Günlük ufak da olsa büyük işler için aksiyon alın.
- Size ters gelen, kabul etmekte zorlandığınız işlerden kaçmayın, üzerine üzerine gidin. <linkz id="linkz1">linkz> Gelişim ile beraber değişimi de içselleştirin. İnsanoğlunun en mutlu olduğu anlar büyüdüklerini, yani geliştiklerini gördükleri zamanlardır.
- Aç kalın. Başarı kadar başarısızlığı davet eden başka bir şey yoktur. Başarılı oldukça açlık seviyeniz de artsın.
- Yapabileceklerinizin altında söz verin, fazlasını yapın. O ekstra kilometreyi gitmekten kaçınmayın. Sonuçta insanlara beklediklerinden daha fazlasını verin.
Bunlar da “başarı” için verdiği taktikler:
- Sabahları erken kalkın. Mesela 4′de veya 5′te. İlk yarım saati kendinize ayırın. Kahve eşliğinde sessiz bir ortamda gününüzü planlayıp kişisel hedeflerinizle karşılaştırın. Kitap okuyun, düşünün. Bu yarım saat kutsal zamandır.
- Sağlığınızı birinci öncelik yapın. Düzenli spor yapın; <linkz id="linkz2">linkz> sağlıklı yemekler (yağsız, bol sebze, bol su ve vitamin takviyesi) yiyin. Kısaca, sağlığınızı birinci öncelik yapmak için kalp krizi geçirmeyi beklemeyin.
- <linkz id="linkz5">linkz> Sağlıktan sonra en önemli öncelik <linkz id="linkz4">linkz> aile. Özellikle çocuklarınızla kaliteli vakit geçirin, onları tanıyın.
- Hayattaki en önemli amacınız ne ise her gün onun için mutlaka birşeyler yapın.
- Her gün sonunda o günü değerlendirin. Hedeflerinizi gözden geçirin.
Zor ve pek de keyif almadığınız bir iş yapıyorsanız (mesela bir alışkanlığınızı değiştirmek, bir korkunuzu yenmek gibi) kendinize en azından 30 günlük bir süre tanıyın. Her gün %1′lik bir aşama kaydedin. Bu bir ayda %30 demek. %1 zaman içinde mutlaka galip gelir.
Hayatta hayal ettiğimiz “değişiklikleri” yapmamıza engel olan dört faktör var:
- Korku: Bilinenin bilinmeyene olan üstünlüğü. Korktuğun şey neyse, artık korkmayana kadar onun üstüne git.
- Başarısızlık: Başarısız olmak istemediğimiz için denemeye dahi kalkışmamak. Oysa en büyük başarısızlık denemeyi başaramamak.
- Unutmak: Kitaplardan veya seminerlerden öğrenip heyecan duyduğumuz konuları günlük hayatın karmaşası içinde unutma eğiliminde olmak. Öğrendiğimiz en değerli şeyleri yazarak sürekli görebileceğimiz yerlere asmak bir çözüm olabilir.
- İnanç eksikliği: Çoğu kişide kişisel <linkz id="linkz3">linkz> gelişim konularına karşı alaycı bir tutum var. Bu belki de çocukluk yaşlarında yaşanan bazı başarısızlıklardan kaynaklanıyor olabilir. Oysa başarıya giden yol başarısızlıklardan ve risk almaktan geçiyor.
Ve şimdi de sırada “mutlu olma” sırları var:
- Yeni bir araba sizi sadece birkaç hafta mutlu eder. Yeni bir ev bir kaç ay. Gerçek mutluluğun anahtarı “hizmetkarlıkta.” Diğer insanlara “yardım” etmekte. Aldıklarımızın değil, verdiklerimizin üzerine inşa edilen bir hayat gerçek mutluluğu getirir.
- Hayatı kendi değer ve kurallarınla yaşa. Kendi yarışını koş. Rüyalarına karşı saygılı ol.
- Ünvansız yaşamayı öğren. (Bu arada bir arkadaşının verdiği kartvizit onu çok etkilemiş, kartında isminin altında ünvan olarak “Human Being” [İnsanoğlu] yazıyormuş.)
- Para kazanmanın kötü bir yanı yok. Ancak para birinci önceliğe çıktığında, sen basamakların en üstüne çıksan bile içinde bir boşluk, eksiklik hissedersin. Kimse mezarda senin ne kadar zengin olduğunla ilgilenmez.
En büyük risk, risk almamaktır.
Harcanacak en kötü şey ise hayatın kendisi. Sen doğduğunda ağlarken, bizler gülüyorduk. Öyle bir hayat yaşa ki, öldüğünde sen gülerken dünya ağlasın.
İşte size Ferrari’sini Satan Bilge Robin Sharma. Açıkçası yukarıdaki tüm bu doğrulara inanarak imzamızı atıyoruz.
Kaynak: Fikir Atölyesi