30.12.2010

Baharı Özlerken



































































Uyuyan Güzeller




















İLETİŞİMİ ENGELLEYEN FAKTÖRLER

İLETİŞİMİ ENGELLEYEN FAKTÖRLER

Acaba hangimizin gören bir bakışa, duyan bir kulağa gereksinimi yok ki???
D. Pire'nin "insanların çoğu duvar, çok azı da aralarında köprü kurarlar" sözü, günümüzün yoğun temposuna kendini kaptıran insanların (yani bizlerin), arka plana ittiği çok önemli bir gereksinimi vurguluyor; yakınlaşma ve ilişki gereksinimi!
Çevremizi düşünelim...kendimizi...Bir sorunumuz olduğunda aklımıza ilk kim geliyor? Kiminle konuşmaya, dertleşmeye istek duyuyoruz? Neden o, başkası değil? Bu kişiyi iyi bir dinleyici yapan hangi özellikleri? Ya da tam tersini düşünelim...Sorunumuz olduğunda kesinlikle anlatmayı aklımızdan bile geçirmediğimiz kişileri...Neden anlamazlar? Bizi anlamadıklarını nasıl anlıyoruz?
Çevremizdeki bazı insanlarla konuşmak kolay ve zevk vericiyken, bazılarıyla kurduğumuz iletişim çok yüzeysel olabiliyor. Benzer kişilik özellikleri, ortak ilgi ve hobiler, birbirine yakın değer ve dünya görüşü, yakın ahlak anlayışı ve eğitim düzeyi gibi pek çok faktör, insanlar arası ilişkilerde temel öneme sahiptir. Tüm bunlara, hem karşı cinsle hem de hemcinslerimizle kurduğumuz yüz yüze iletişimde, fiziksel çekicilik de katkıda bulunabilir. Ama kişiler arası ilişkilerde, kalitenin asıl belirleyicisi dinleme becerileridir. Ortak bir çok noktamız olsa bile bazı insanlarla yakın ilişkiye girmekten kaçınırız. Bu noktada, yaşamınızda böyle biri varsa, onun sizi dinlerken nasıl davrandığını bir düşünmenizi öneririm!
Dinleme becerilerine ve iletişimdeki kaliteyi arttıran tutum ve davranışlara geçmeden önce, karşılıklı konuşmaları
yüzeysel kılan ve gerçek dinlemeyi engelleyen tavırlara bir göz atalım;

1. ÖĞÜT VERMEK, ÇÖZÜM GETİRMEK, YÖNLENDİRMEK:
Gerek çocuğumuzla, gerekse arkadaşlarımızla konuşurken iletişimi kesen bazı mesajlar vardır;
§"Şöyle yap, böyle yapma..."
§"Bu şekilde hareket etmemelisin..."
§"Buna üzüleceğine, oturup dersini çalışsan daha iyi olur..."
§"Yoruluyorum diye yakınacağına geceleri erken yat..."
§"Kavga edeceğinize güzel güzel oynayın, arkadaşlar kavga etmez..."
§"Paylaşmayı bilmezsen, yalnız kalırsın tabi..."
§"Bu kadar düzensiz çalışırsan, işlerini tabi yetiştiremezsin..."

gibi cümleler, konuşan kişide direnç, isyan yaratabilir, konuşan kişiyi savunmaya itebilir. Genellikle öğüt, ahlak dersi vermek, direk önerilerde bulunmak, size sorununu açan kişide baskı veya suçluluk duyguları uyandırarak, iletişimin kesilmesine veya yön değiştirmesine neden olabilir.

2. YARGILAMAK, ELEŞTİRMEK, AD TAKMAK:
§"Sen zaten hep kolaya kaçarsın..."
§"Bebek gibi davranıyorsun..."
§"Geri zekalı ne olacak..."
§"Şikayetten başka bir şey bilmezsin zaten..."
§"Sulugöz...bir arkadaşınla oynamasını bile bilmiyorsun..."
§"Hiçbir fedakarlığa katlanmak istemiyorsun..."

Genellikle yargılama ve eleştirme tepkileri ile karşılaşan kişiler, kendilerini anlaşılmamış, itilmiş, haksızlığa uğramış, daha çaresiz hissederler. Bunun sonucunda iletişimi keser ya da öfkeyle karşılık verebilirler. Özellikle çocuğunuzla iletişiminizde bu yöntemi sık kullanıyorsanız, "o" sizin yargı ve eleştirilerinizi ve sık kullandığınız isimlendirmeleri (yaşına göre) gerçek olarak algılayabilir. Bu, kendilik algısı üzerinde olumsuz etkiler bırakır, kendine güveni sarsıldığı gibi, başarısı üzerinde de olumsuz etkiler yaratabilir.

3. SORU SORMAK, ARAŞTIRMAK, İNCELEMEK:
§"Neden?...Sen ona ne yaptın?...O sana ne dedi?..."
§"Çocuk neden hastalandı?...İyi giydirmedin mi?..."
§"Neden uyuyamadın?...Ağır mı yedin?...Kahve de içtin mi?..."
§"Neden doğru düzgün oynamayı beceremiyorsun?..."

Genellikle soru, inceleme, nedenini arama gibi yaklaşımların içinde önyargı, eleştiri veya zorunlu çözüm bulunur, ayrıca konuşma sorulara cevap vermeye takılarak, yön değiştirip asıl konudan uzaklaşabilir. Sorularla yürüyen iletişimde, genellikle soru soranın nereye varmak istediği konuşan kişi tarafından anlaşılamadığından, konuşan endişeye kapılabilir veya savunmaya geçebilir.

4. TEŞHİS, TANI KOYMAK, TAHLİL ETMEK:
§"Aslında sen öyle demek istemiyorsun..."
§"Ben senin aslında neden öyle yaptığını biliyorum..."
§"Aslında senin derdin başka..."
§"Anlaşılan bir süre sana yardımcı olmamı isteyeceksin..."
§"Bunları beni üzmek için anlatıyorsun anlaşılan..."

Bu tür yaklaşımlarda, dinleyen kişi sanki konuşanın niyetini, söylemek istediklerini çok iyi biliyormuş, onun kafasının içindekileri okuyormuş gibi bir tavır içine girdiğinden, konuşanı savunmaya ittiği gibi, sinirlenmesine, sabırsızlanmasına veya öfkeli cevaplar vermesine neden olabilir. Konuşan kişi kendini kıstırılmış, yanlış anlaşılmış, yanlış yorumlanmış gibi hissedebileceği için büyük olasılıkla iletişimi keser. Psikoloji hobiniz olabilir ama terapatik yöntemler arasında kullanılabilen bu tür iletişimin kurallarını tam bilmeden, günlük ilişkilerinize aktarmaya kalkmanız, sizinle konuşmayı güçleştirebilir. Aklınızda bulunsun...

5. TESELLİ ETMEK, KONUYU DEĞİŞTİRMEK:
§"Aldırma, boşver..."
§"Düzelir canım, bunu dert etme..."
§"Üzülme..."
§"Başka şeyden konuşalım..."
§"Olur böyle şeyler, geçer..."
§"Bir kahve iç düzelirsin..."
§"Boşver canım arkadaşlar arasında olur böyle şeyler..."
§
"Aman sen de herşeyi ciddiye alıyorsun, yak bir sigara..."

Aslında teselli etmek çok güzel ve yararlıdır, ancak önemli olan teselliyi kişiyi duyduğumuzu belirttikten sonra verebilmektir. Söyledikleri duyulmadan, teselli ediliyormuş hissini yaşayan kişi, kendini anlaşılmamış, dinlenilmemiş, söyledikleri saçma sapan gibi algılanmış hissedebilir. Önemsenmemiş veya tam olarak dinlenilmemiş olmaktan dolayı kızgınlık duyabilir. Genellikle, dinlemeden verilen teselli mesajları, konuşan kişide sorununun küçümsendiği duygusunu yaratabilir.
Bunların ardından, gelin kendimizi gözden geçirelim...Çocuğumuz, arkadaşımız veya eşimizle yaptığımız günlük konuşmalarda tarzımız ve yaklaşımımız genelde nasıl?...İletişimimiz yukarda sözü edilen dinleme engellerine takılıyor mu?...Tam yanıtı bulamıyorsanız, kendinizi 1-2 gün izlemenizi öneririm. Çünkü iyi bir dinleyici olmanın, yani karşıdakini dinleme ve anlamanın bence birinci şartı; kişinin öncelikle kendini dinlemeyi ve anlamayı başarabilmesidir....



Önerilen kaynaklar:
Atabek, E. (1995). Çocuklar, Büyükler ve Tavşanlar. Altın Kitaplar: İstanbul.
Aydoğmuş, K. ve arkadaşları (1992). Ana-Baba Okulu. Remzi Kitabevi: İstanbul.
Clarke, J. I. (1996). Çocuk Bakımı ve Eğitimi – I. Papirüs Yayın Dağıtım: İstanbul.
Gordon, Thomas (1996). E.A.E. Etkili Anababa Eğitimi: Aile İletişim Dili. Sistem Yayıncılık.
Gordon, Thomas (1996). E.A.E. Etkili Anababa Eğitiminde Uygulamalar. Sistem Yayıncılık.
Navaro, Leyla. Beni Duyuyor Musun? Ya-Pa yayınları: İstanbul.
Yavuzer, Haluk (1996). Çocuk Eğitimi El Kitabı. Remzi Kitabevi: İstanbu
l

SORU TİPLERİ

SORU TİPLERİ
Kapalı
(Sadece evet ya da hayır ile cevaplanabilen sorular)  ..yapabilir misin?,..şöyle mi?’‘ Evet ’ ya da hayır duymak ,
gerçekleri ortaya koymak,tartışmayı odaklandırmak, laf ebeliğini engellemek ve bir şeyin anlaşılıp anlaşılmadığını öğrenmek için sorulur.
Açık
(Sadece evet ve hayır ile cevaplanamayan sorular) ‘Niçin, ne zaman, nasıl,kim,...?’Evet ve hayırlardan kaçınmak, tartışma açmak ve genişletmek,katılımı cesaretlendirmek,yönlendirici olmayan tarzda bilgi edinebilmek ve gerçekten olduğu kadar fikirleri de öğrenebilmek için sorulur.

Kesin ‘tam olarak ne zaman?.,..nerede?’Tartışmayı yönlendirmek, laf ebeliğini engellemek, uzmanlıkları
devreye sokmak, birini tartışmaya dahil etmek, dikkati arttırmak ve tazelemek, bir anlık canlanmaya sebep olmak için sorulur.
Genel ‘Bunun hakkında ne düşünüyoruz?’ Tüm gruba hitap etmek, utanma ve sıkılmayı engellemek, yeni konuşmacının katılımda bulunmasını sağlamak, tarafsızlıktan taviz vermeden belli bir hususu tespit etmek için sorulur.

Vardiyalı ‘Teşekkürler Gill. John, sen bu konuda ne düşünüyorsun?’ Bir konuşmacıdan diğerine dönmek için, düşünceleri kıyaslamak, sohbeti hareket halinde tutmak için sorulur.

Ters ‘... şeklinde mi düşünüyorsun?’ Bir soruyu tekrar konuşmacıya yansıtmak, Konuşmacıyı söylediklerini genişletme ve netleştirme hususunda cesaretlendirmek için sorulur.

ÖĞRENMEYİ ÖĞRENİYORUM

ÖĞRENMEYİ ÖĞRENİYORUM
BEYNİN SENİNLE TANIŞMAK İSTİYOR. YA SEN?

        Doğduğunda korkuların yoktu, güvensizlik nedir bilmezdin. Emeklemeye başladığından “Ya emekleyemezsem” demedin.

         İlk defa ayakta durmak için kalktığında düşebileceğini düşünmedin. Sonra düştün ve yeniden kalktın. Yürümek için ilk adımı attığında çevrendekiler nasıl da sevindiler? Sen daha hızlı yürümek için adım atarken korkmuyordun. Oysa annenle babanın ödü patlıyordu.

         Ve koşmaya başladın. Hiç kursa gitmeden, özel hoca tutmadan konuşmayı öğrendin, hem de hiç yanlış yapmadan. Üç yaşına geldiğinde sana tamamen yabancı olan bir dili öğrenmiştin.

         Hiç durmadan soruyordun, çünkü merak ediyordun, çünkü her şey senin için yeniydi, gizemliydi.

         Konuşmaya başlamana çok sevinen anne-baban zaman zaman sorularından sıkılmaya ve baştan savma cevaplar vermeye başladı değil mi? Başta “konuş, hadi bir daha söyle” diye başlayan kelimeler “sus artık, git babana sor”la yer değiştirmeye başladı.

        Ve seni alıp okula götürdüler. Senin gibi birçok arkadaşın vardı. Koşa koşa gitmiştin. Öğretmenine gülümserken gözlerinde çiçekler açıyordu. “Öğretmeniiiim” derken ağzından bal akıyordu. “Tahtaya kim gelmek ister?” sesi duyulduğunda tüm sınıf koşuyordu değil mi?


         Sonra ne oldu?

         Önceleri konuşman, sorman için sana cesaret verenler seni susturmak için çabalamaya başladılar. “Suuus” diye sesini yükselttiler. Önceleri kısık sesle konuşmaya devam ettin. “Keeeessss” diye bir haykırış duyduğunda sustun.

         Bir yanlış yaptığında “salak” dediler. Tahtada matematik probleminin sonucunu eksik yazdığında tokat yedin belki de. Heyecandan kızardın, bildiklerini de hatırlayamadın. Bazı arkadaşların acıyarak bakarken bazıları güldüler sana.

         Sen büyüdükçe beynine yapılan saldırılar arttı: Salak, aptal, manyak, hayvan, geri zekalı, öküz kafalı, serseri, kuş beyinli, zeka özürlü gibi hakaretler yağdı üzerine.

         Önce gözlerinin ışığı azaldı. Daha az güler oldun. Sonra gülümsemeyi bile unuttun. Kendine güvenini yitirdin. Dünyayı bile yörüngesinden çıkarabileceğine inanan sen kitapta okuduğun yörüngenin ne demek olduğunu bile anlamamaya başladın. Önceleri sen dev gibiydin, dersler karşısında karınca gibiydi. Sonraları sen karınca gibi küçültüldüğün için dersler karşında aşılması imkânsız dağlar gibi oldu.

         Doğduğunda göz kamaştırıcı bir pırlantaydın. Sanki yere düşüp çamura, toza toprağa bulandın. Fark edilmiyorsa bile biliyor musun yine pırlantasın. Göz kamaştırman için tozlarının silinmesi gerek değil mi?

         İnsanın bir mücevher sandığının üzerinde oturması ve bundan habersiz, bir ekmek parası için dilenmesi ne acı değil mi? Türkiye’nin iki trilyon dolarlık bor madeninin üzerinde oturup üç-beş kuruş borç istemesi de çok acı…

         Bunlardan daha acı olanını biliyor musun?

         Senin muhteşem bir beyne sahip olup onu kullanmayı bilmediğin için not, net, puan ve başarı dilenmen
[ALINTI]

TİRYAKİ SÖZLERİ Cenap ŞAHABETTİN

TİRYAKİ SÖZLERİ
  1. İyiliği yalnız iyiler anlar, fenalığı herkes.
  2. Saadet dağlar gibidir;ses verir ama kımıldamaz, bekler ki sen ona gidesin.
  3. Daima "bilirim"mi diyor gençtir, herşeye "olabilir"mi diyor ihtiyardır.
  4. Kavak ağacını beğenen ve seven çok az kişi gördüm. Çünkü dosdoğrudur.
  5. Kendini pek çok seven, pek az sevdirir.
  6. Menfaat sandalyeye benzer. Başında taşırsan seni küçültür, ayağının altına alırsan yükseltir.
  7. Yalnız kendi nefsini düşünerek dost arayan, hizmetçi arıyor demektir.
  8. Gündüz kandilini hazırlamayan, gece karanlığa razı demektir.
  9. Yüksek tepelerde hem yılana hem kuşa rastlanır; birisi sürünerek, öteki uçarak yükselmiştir.
  10. Bazı insanlar, birlikte düşmek için birbirine tutunurlar.
  11. Gölgede yaşayanlar, güneşi göremezler.
  12. İnsan yükseğe çıktıkça, pantolonundaki yamanın görünme ihtimali artar.
  13. Yerinde sayanlar, yürüyenlerden ziyade gürültü çıkarırlar.
  14. Doğruyu söylemek değil, anlatmak güçtür.
  15. İnsan için en büyük kuvvet, kendisini olduğu gibi görebilmektir.
  16. Karga,adını değiştirse de, sesinden tanınır.
  17. Kusurumuz ne kadar çoksa,o kadar kusur ararız.
  18. Arzuların,kuvvetinin yetişebil eceği yeri gösterir; hayallerin ise, zaafının yetiştiği yeri...
  19. Hiç kimseye benzememek isteyen, bir karikatüre benzer.
  20. Her mahpusa acırım, fakat batıl fikirler içinde kapalı kalanlara daha çok.
  21. Gençlik çabuk geçer derler, maalesef ihtiyarlık da öyle...
  22. Haykıran sükutlar vardır ki, ancak Allah işitir.
  23. Okul arkadaşları tesbih taneleri gibidir; Tahsil biter, iplik kopar, herbiri bir tarafa dağılır.
  24. Köhne fikirler paslanmış çivilere benzer; söküp atmak çok zordur.
  25. İlim yalnız zekayı değil, ahmaklığı da arttırır.
  26. En vefakar dostumuz gölgemizdir; O da yoldaşlık etmek için güneşli havatı bekler.
  27. Seçkinler, beğendikçe alkışlar; halk ise alkışladıkça beğenir.
  28. Hakiki hürriyet, yüksek fikirlere esarettir.
  29. Pahalı başka, kıymetli başkadır.
  30. Yüksek fikirler, yüksek dağlara benzer. Alışık olmayanları ürkütür.
  31. Dimağların da oburu vardır; pek çok yer, pek az hazmeder.
  32. Kötülük kapısını aralık etmeye gelmez, ardına kadar açılır.
  33. Ümitsiz yürek, hiçbir şeyle aydınlanamaz.
  34. Hepimiz ölümün nişanlısıyız.
  35. Büyük kalpler, büyük binalar gibidir; daima kendilerini gösterirler.
  36. Güzel kelebek isteyen, çirkin tırtılı ezmemeli.
  37. Küçük kapılardan girmeye kendini mecbur bilenler, eğilirler.
  38. Yeni fikirler uzun ömürlü olabilmek için çok yaşamış hakikatlere istinat etmelidir.
  39. Bir hastalığı, çeken hasta da bilir, tedavi eden hekim de... Fakat, aralarında ne büyük fark var!
  40. Midemiz için lokma ne ise, dimağımız için de fikir odur. Hepsi besleyemez, bir kısmı sıhhate dokunur, bir kısmı da zehirler.
  41. Gariptir, yükü çeken manda ses çıkarmaz da kağnı inler.
  42. Akarsu, ne güzel hayat dersidir: Küçük engellerin üzerinde köpürür; büyüklerin yanından sessizce geçiverir.
  43. İnsan, tarihe her istediğini söyletebilir, çünkü ölüler, itiraz edemezler.
  44. Nezaket, ister iskarpin giysin ister çarık, bastığı yeri çamurlamaz.
  45. Her yük omuzdan indirilebilir, senelerin yüklettiği yaş yükü müstesna!
  46. İnsanları en çok sevenler, hiç şüphem yok ki yamyamlardır.
  47. En acınacak mahluk, kaplumbağalarla beraber yürümeye mecbur küheylandır.
  48. Rütbe aldıkça kibirlenenler, yangın kulesine çıkınca dürbün oldum zannedenlerdir.
  49. Fırtına, denizde bir kuvvet eseri, insanda aksine bir zaaf eseridir.
  50. Kalp söze başlayınca akıl sağır olur.

SORUMLULUK YÜKLEMEK (HİKAYE)

SORUMLULUK YÜKLEMEK 

Vaktiyle her türlü maddi imkana sahip olmasına rağmen, can sıkıntısından, hayatın yaşanmaya değmez olduğundan yakınan bir prens vardı. Kardeşleri, arkadaşları gezer, ava gider, eğlenirken o odasına kapanır, sürekli düşünürdü. Oğlunun bu haline hükümdar babası çok üzülüyordu. Bir gün hükümdar ülkesinin en bilge kişisini sarayına çağırtıp ona oğlunun durumunu anlattı ve buna bir çözüm bulmasını istedi. Bunun için bilgeye bir hafta süre verdi. Bir hafta içinde bir çözüm bulamazsa bunun hayatına mal olabileceğini de hatırlattı.
Yaşlı bilge üçbeş gün düşünüp taşındı; aklına hiçbir çözüm gelmedi. Bu nedenle canını olsun kurtarmak için ülkeyi terk etmeye karar verdi. Üzgün ve dalgın bir şekilde ülkeyi terk ederken, bir köyün yakınında koyunlarını, keçilerini otlatan küçük yaşta bir çobanla sohbet etti. Bundan cesaret alan küçük çoban yaşlı bilgeye "Amca şu hayvanlara  biraz göz kulak oluver de, ben de şu görünen köyden azık alıp geleyim, bugün azık almayı unutmuşum da", dedi. Bilge de zevkle kabul etti.
Bilge, kafası, karşılaştığı olaylarla meşgul bir halde hayvanlara göz kulak olurken, bir koyun yavrusu kenarında oynamakta olduğu uçurumdan aşağı yuvarlanıverdi. Aşağı inip onu çobana verdiği sözü doğru dürüst tutabilmek için kuzuyu kendisi kurtarmaya karar verdi. Bu amaçla uçurumun dibine indi. Önce kuzuyu sırtına bağladı, sonra tırmanmaya başladı. Birkaç tırmanma başarısızlıkla sonuçlandı. Ama Bilge yılmadı. Uğraştı, didindi, zorlandı; ama sonunda kuzuyu yukarı çıkarmayı başardı.
Küçük dostuna verdiği sözü tutabilmek, bunun için de kuzuyu uçurumdan çıkarmak bir süre kafasını öyle meşgul etti ki, kendini bu işe o kadar verdi ki, başından geçmekte olan olayı, canını kurtarabilmek için ülkeyi ter etmekte oluşunu unuttu.
Fakat bu durum onun kafasında bir şimşek çakmasına neden oldu ve şöyle düşündü: "Bir kimse ciddi olarak bir işle meşgul olur, bir girişimde bulunur bunu başarı ile sonuçlandırmak arzusu benliğini tam olarak kaplarsa, o kimse için can sıkıntısı, olayları takmak diye bir şey söz konusu olamaz" Bu gerçek, dolayısıyla hükümdarın oğlu için de geçerlidir. Bilge artık kaçma fikrinden vazgeçip hemen geri döndü ve hükümdarın huzuruna çıkarak şu çözümü sundu:
"Hükümdarım, eğer oğlunuzun can sıkıntısından kurtulmasını hayata bağlanmasını istiyorsanız ona bir sorumluluk yükleyin, zamanını kaplayıcı bir meşguliyet verin. Can sıkıntısının, yaşamaktan şikayet etmenin ana sebebi başıboşluktur. Oğlunuza yükleyeceğiniz sorumluluk ne derece ciddi, sonucu ne derece ağır olursa, kendini o derece can sıkıntısından kurtaracak, yaşama mücadelesi ve azmi o derece artacaktır.".....