3.01.2011

İncili Cavus

İncili Cavus


Incili Cavus, Osmanli elcisi olarak fransa kralina gönderildiginde, elbiselerinin bazi yerlerinde yama varmis.

Kral, bunlari görünce dayanamayip:



- Bana senden baska gönderecek adam bulamadilar mi ?, diye sorunca,

Incili Cavus:


- Osmanlilar, adam göre adam gönderirler, cevabini vermis. Beni de sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek

Fizik Dersi

Fizik Dersi

Alican fizik dersindeymiş...

Hoca bütün öğrencileri kaldırıp rutin sorular soruyormuş...

Otobüstesin çok sıcak ne yaparsın?

Öğrenci: camı açarım,

Hoca: söyle giren havanın sürtünme katsayısı,

Öğrenci: bilmiyorum,

Hoca: otur sıfır bu böyle bir değil iki değil bütün sınıfta sürmüş herkes dökülüyor...

Alican kalkmış...

Hoca: oğlum otobüstesin çok sıcak ne yaparsın?

AliCan: Ceketimi çıkarırım.

Ama oğlum çok sıcak...

Gömleğimi çıkarırım...

oğlum çok çok sıcak...

Alican dayanamamış:

Hocam öleceğimi bilsem o camı açtırmam....!

SONU GELMEYEN İŞ

SONU GELMEYEN İŞ 

<<"ADAM ÖTE DÜNYAYA göçeli dört bin yıl olmuştu. Yapacak işi yoktu ve canı sıkılıyordu. Meleklere gitti, can sıkıntısının üstesinden gelmesi için kendisine öyle bir çırpıda bitmeyecek bir iş önermelerini rica etti.

Melekler, eline bir törpü vererek:

“Git, Himalaya dağlarını törpüle” dediler.

Sekiz bin yıl geçti. Adam meleklere yine geldi:

“O iş bitti, ama gene canım sıkılıyor.”

Bu sefer, kendisine bir kaşık uzatıp, Atlas Okyanusunun sularını boşaltmasını önerdiler.

Yirmiiki bin yıl sonra adam tekrar karşılarına çıkınca da, yeni bir iş istediğini anladılar.

“Doğruca dünyaya in! İnsanların arasını bulmaya çalış” dediler. “İnsanlar birbirlerini yemekten vazgeçince geri gelir, bize haber verirsin.”

Ve bir daha adamı göremediler.

Önce sorular yaşanır

ÖĞRENMENİN FITRÎ SEYRİNDE,
başlama noktası bellidir: sorular. Önce sorular yaşanır. Bu soruların peşine düşülür, arayış başlar ve Rabbimiz bizi cevaba da ulaştırır.


Bu süreci, etrafındaki dünyayı henüz yeni tanımaya başlayan bir bebek de yaşar; en zor fizik problemleriyle uğraşan bir bilim adamı da. Her ikisinin öğrenme süreci, "Bu ne? Bu neden böyle?" gibi sorularla başlar. Sorular, bilmenin ve öğrenmenin ilk ve en kaçınılmaz adımıdır.


Gelin görün ki, yaşadığımız çağda, başka bir ‘öğrenme' yolu öne çıkmışa benziyor. Şu çağda, çoğu kez, soru sormaksızın cevap belletiliyor. Birçok cevap, soru sorma veya üzerinde düşünme fırsatımız olmadan zihnimize kazınıyor.
deta hipnotize ediliyoruz. Okuldu, televizyondu, radyoydu, gazetelerdi, eş-dost ziyaretiydi, vitrinlerdi, reklamlardı, işyeri muhabbetleriydi.. derken, sorusu asla sorulmamış onca hazır cevap yer ediyor zihnimize.


Aslı ‘telkin' olan, ama aklı beyne hapseden modern çağın yanlış bir tanımlamayla ‘beyin yıkama' dediği bir ‘öğretme' usulü bu. ‘Telkin'in tarihi, İblis'in dem'i kandırma teşebbüsüne kadar uzanıyor gerçi. Ama, galiba, onun işinin bu kadar kolaylaştığı ve yardımcısının bu kadar çok olduğu bir başka çağ olmamış olsa gerektir.


Şöyle bir hayatımıza baksak, kolaylıkla, biz soru soramadan beynimize telkin edilmiş bir dizi hazır cevap çıkar karşımıza. ‘Çağdaş olma gereği'nden ‘kalbim temiz'liğe, ‘istediğim gibi yaşarım'dan ‘pozitivizm'e, sorusu sorulmamış bir dizi cevap vardır iç âlemimizde.


Sözgelimi, Rabbinin rızasına uygun düşmeyen, ama nefsinin hoşuna giden bir hayatı seçen; ve bunu ‘çağdaş olmak lâzım' diye savunan birine sorun: Nedir bu çağdaşlık? Alacağınız cevap, bizatihî tecrübe ettiğim üzere, çoğunlukla şu olacaktır: "Şeyy, çağdaşlık şeydir." Zihne hazır bir cevap aşılanmış; ama asla sorusu sorulmamıştır. Aynı şekilde, "Hayatımı istediğim gibi yaşarım" diyenlere sorun: Nedir şu hayat? Cevap, çoğu kez, "Hayat hayattır," "Hayat yaşamaktır" gibi mantıksız totolojilerin ötesine geçmeyecektir.


İşte, bugün zihinler doğru cevaplara ulaşmakta bu kadar zorlanıyorsa, cevabı hazır cevaplardır. Okul, televizyon, sosyal hayat.. derken, pek çok şey hazır cevaplar üfler durur. O yüzden, bu çağ, doğru cevaplara giden soruları sormadan önce, yanlış ve hazır cevaplara doğru sorular sormayı gerektiren bir çağdır. Asıl öğrenim süreci olan ‘sorulara cevaplar' faslı, ancak zihnimize üflenmiş hazır ‘cevaplara sorular'dan sonra başlamaktadır.


Meselâ, ‘kendi kafasına göre' yaşayan birinin dayandığı bir hazır cevap vardır: "Benim hayatım bu. Kimse karışamaz. İstediğim gibi yaşarım." Eğer siz de aynı şekilde düşünüyorsanız, daha doğrusu düşünmeye bile fırsat kalmadan size de aynı cevap aşılanmışsa, vereceğiniz bir karşılık elbette yoktur. Oysa, bir-iki ‘basit' soru, sözümona çok haklı o cevabı bir anda paramparça edecektir: Senin olan bu hayatı nasıl edindin? Sokaktan mı buldun? Hem, bu hayatın sahibi gerçekten sen isen, neden yitip gidişine ve ölümle sona erişine engel olamıyorsun?


Aynı şekilde, birçok insan, ‘kalbi temiz' olduğu için Rabbinin emirlerine uymaksızın yaşamaktadır. Üstelik, Rabbinin emrine uyma çabası içinde olanları ‘ikiyüzlülük'le suçlayacak kadar ‘temiz' bir kalbdir bu. Bu kalbin sahibi, sadece şu soruyu sorsa, kendini gerçek kalb temizliğinden alıkoyan hazır cevaptan kolayca kurtulacaktır: En küçük bir âmirin isteğini yerine getirdiği halde, şu kâinatı ve kendisini yaratan bir Rabbin emrine ayak direyen bir kalb ne kadar temiz olabilir? Bu düşünce, kalbe ilişen bir leke olmasın?


Örnekleri böylece uzatmak mümkündür. Yüzlerce, binlerce hazır cevap, hayatın her alanında, bizi her yanımızdan kuşatmaktadır. Aklımızı doğruya giden yolda kör, topal, sağır ve dilsiz bırakan hazır cevaplardır bunlar.
Ama hele bu cevaplara soru soralım; o cevapları ‘baz' alıp düşünmeden önce cevabın kendisini sorgulayalım, bizi doğru ve hak olandan alıkoyandan o karton kuleler bir örümcek yuvasından daha kolay biçimde yıkılacaktır.(Alıntı M.Karabaşoğlu)

Özürlü Çocuğu Olan Aileler Ve Sosyal Hizmet Mesleği

ÖZÜRLÜ ÇOCUĞU OLAN AİLELER VE SOSYAL HİZMET MESLEĞİ

Fatma Savaş Sandalcı
Sosyal Hizmet Uzmanı
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu

Engelliler.Net: Mayıs 2002 tarihinde yayınlanan ‘Ufkun Ötesi Bilim Dergisi' Cilt 2, Sayı 1'den alınmıştır.


1. GİRİŞ

Bilindiği gibi aile, çocukların sağlıklı olarak yetiştirilip, gelişebileceği, önemini hiçbir zaman yitirmeyen evrensel bir kurumdur. Özellikle, ilk davranış kalıpları, toplumsal hayata ilişkin kural ve roller, temel alışkanlıklar, mutluluklar, sevgiler, günlük ilişkiler içinde ailede öğrenilmektedir. Bu nedenle normal ya da özürlü, sorunlu ya da sorunsuz olsun her çocuğun, içinde büyüyüp gelişebileceği bir aileye gereksinimi vardır.

Gerek bireylerin gerekse ailelerin gelişimini engelleyen, onları derinden etkileyen önemli konulardan biri de özürlülüktür. Özürlülük sadece özürlü kişinin kendisi ve ailesi için değil yakın çevresi ve giderek toplum için de önlenmesi, rehabilite edilmesi gereken önemli sorun alanlarından biridir.

Kral ve Eşleri

Kral ve Eşleri

          Bir zamanlar, büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten kralın 4 eşi varmış. Kral en çok dördüncü eşini severmiş, bir dediğini iki etmez her şeyin en iyisini, en güzelini ona verirmiş.Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzelliğin bir gün kendisini terk edeceğinden korktuğu için, onu çok kıskanır, üzerine titrermiş.İkinci eşini de severmiş kral. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davranan eşi, kralın ne zaman bir derdi olsa daima onun yanında bulunur sorunun çözümünde ona destek verirmiş.Kraliçe olan birinci eşiymiş kralın. Onu en çok seven, karşılık beklemeden seven, sağlığına ve hükümdarlığına en büyük katkıyı sağlayan bu eşi olmasına rağmen, kral birinci eşini sevmezmiş ve onunla hiç ilgilenmezmiş.Bir gün kral ölümcül bir hastalığa yakalanmış. Yakında öleceğini anladığı ve öldükten sonra yapayalnız kalmaktan çok korktuğu için, eşlerinden hangisinin ölüm yalnızlığını kendisi ile paylaşmak isteyebileceğini öğrenmek istemiş.

            En çok sevdiği dördüncü eşine ölüm yolculuğunda kendisine eşlik etmek ister mi diye sorduğunda aldığı yanıt kalbine bıçak gibi saplanan kısa ve net “mümkün değil” olmuş...

Hayatım boyunca seni sevdim. Sen benimle birlikte ölmeyi kabul
eder misin sorusuna üçüncü eşi de “hayır hayat çok güzel. Sen ölünce ben
yeniden evleneceğim” diye yanıt vermiş.
Kral bir kez daha yıkılmış.

            Her sorunumda her zaman yanımda olan bana yardım eden sendin bu sorunumda da bana yardımcı olur musun talebine karşı ikinci eşinden; “bu sorunun için hiçbir şey yapamam, olsa olsa sana mezarına kadar eşlik eder, güzel bir cenaze töreni yaptırır ve yasını tutarım” karşılığını almış.

             Büyük bir hayal kırıklığı yaşamakta olan kral birinci eşinin
sesi ile irkilmiş.

“nereye gidersen git seninle olurum, seni takip ederim...”
Ah diye inlemiş kral;“keşke bir şansım daha olsaydı...”
Yaşamda Hepimiz 4 Eşliyiz Aslında;
* Dördüncü eşimiz vücudumuz.
Onun güzel görünmesi için ne kadar zaman, kaynak ve çaba
harcarsak harcayalım öldüğümüzde bizi terk edecektir.
* Üçüncü eşimiz sahip olduğumuz servetimiz ve statümüzdür.
Ölür ölmez başkalarına yar olacaktır.
* İkinci eş; ailemiz ve dostlarımızdır.
Tüm sorunlarımızı paylaştığımız bu kişilerin en son
yapabilecekleri şey bu dünyadan gözleri yaşlı bizi uğurlamak olacaktır.
* Birinci eş ise ruhumuz ve yaptıklarımızdır.
Bizimle gelirler ve ebedi hayatımızın durumunda belirleyici olurlar

Bunları Bilmelisin!

Bunları Bilmelisin!

--------------------------------------------------------------------------------

Duyulmuyorsan,
Sesini yüksek çıkarmanın yollarını aramalısın.
Sevilmiyorsan,
İnsanların kalp kapılarının anahtarı olmalısın.
Farkedilmiyorsan,

Kayayı İtmek

Kayayı İtmek

 Fakir bir genç adam geceleyin kulübesinde uyurken, uyku ile uyanıklık arasında odasının ışıkla dolduğunu gördü. Gaipten gelen bir ses ona söyle dedi: “Bundan böyle Allah için çalışacak ve kulübenin önündeki büyük kayayı bütün gücünle iteceksin!” Bunun Allah'tan gelen bir emir olduğuna inanan adam, ertesi sabah kayayı itmeye başladı. Daha ertesi gün, ve izleyen haftalar... günesin doğusundan batısına kadar tası itti durdu. Aylar süren uğrası sırasında kaya yerinden bile kımıldamadı. Adam gece kulübesine yorgun-argın dönerken, gününün boşa geçtiğini düşünüyordu artık. Onun şevkinin kırıldığını hisseden şeytan kalbine vesveseler vermeye başladı: “Ne kadar zamandır bu kayayı itip duruyorsun, bir milim bile kımıldamadı. Kendine bunun için niye yazık ediyorsun? Onu yerinden oynatman zaten mümkün değil, vs.” Böylece, gence görevi yerine getirmesinin imkansız olduğunu, dolayısıyla başarısızlığa uğradığı duygusunu asılamaya çalıştı. Bu tür düşünceler onun şevkini daha da kirdi ve ümidini gitgide yitirdi. “Doğru ya, kendimi bu is için niye paralıyorum ki?” diye kendi kendisine söylendi. “Bundan sonra azıcık bir kuvvet harcayacağım. Bu da yeter de artar bile. Koca kaya yerinden kımıldamayacağına göre.” Ve kararını duasında Allah'a bildirdi. “Allahim, uzun zamandır durmadan dinlenmeden Senin dediğin gibi hareket ettim. Bütün gücümle istediğin seci yaptım. Her gün yoruluyorum, ama kayayı bir milim bile kımıldatamıyorum. Neden böyle? Neden başaramıyorum? ” Gaipten bir ses şefkatle cevap verdi: “Ey kulum, uzun zaman önce sana emrime uymamı istediğimde kabul etmiştin. Sana görevinin kayayı bütün gücünle itmek olduğunu söylemiştim, ve sen de yapmıştın. Ben sana hiçbir zaman onu yerinden oynatmanı beklediğimi söylemedim ki! Senin görevin onu itmekti. Simdi gücünün tükendiğini, başarısızlığa uğradığını söylüyorsun. Kendine bir bak bakalım. Kolların daha da güçlendi, pazularin büyüdü. Sırtın ağırlığa dayanıklı hale geldi. Bacakların kalınlaştı ve kuvvetlendi. Taşı itmeye başladığından çok daha kuvvetlisin simdi. Evet, kayayı kımıldatamadın. Ama senden istenen emre itaat etmen ve onu sadece itmendi. Kayayı yerinden oynatacak olan Bendim.” Hatasını anlayan genç, ertesi gün kendi görevinin kayayı yerinden oynatmak değil, onu var kuvvetiyle itmek olduğunu düşünerek verilen görevi yerine getirdi. İkinci gün, üçüncü gün derken, kaya birden yerinden kımıldadı. O zaman kayayı yerinden kımıldatanın kendisi değil Allah olduğunu anladı. Biraz daha uğraştığında, kaya biraz daha oynadı ve kenara yuvarlandı. Altından da kendisine ömür boyu yetecek kadar büyük bir hazine çıktı.

BAŞARI VE İNANÇ

BAŞARI VE İNANÇ

     “İnanma”nın başarıya etkisi hususunda şimdiye kadar yüzlerce yazı kaleme alındı ve alınmaya da devam edecek. İnanma, bence kişisel gelişimin ruhunu oluşturur. Bütün başarıların ana kaynağında, yüksek inanılırlık seviyesinden sonra eyleme geçmek gelmektedir.

KEŞKE demek istemiyorsan

Keşke.... Keşke.....

Eğer; ilerde bir gün arkanı dönüp KEŞKE demek istemiyorsan. 3 Şeyi doğru seç..

* ** Eşini doğru seç.
Doğru eş her zaman uzun zaman flort ettiğin kişi değildir.
Önemli olan kısa zamanda da olsa fikirlerinin uyuştuğu, Yaşam tarzlarının benzediği, Espiri anlayışının yakın olduğu, Zor zamanların da hep yanında olacağını bildiğin, Dertlerini, sevinçlerini paylaşabileceğin, Fikirlerine, olaylara bakış açısına güvendiğin, Senin fikirlerine saygı duyan, Konuşmaktan sıkılmayacağın, Hayata küstüğün zaman seni kabuğundan çıkartıp eğlendirebilen, Gözlerine baktığında ne söylemek istediğini anladığın, Aynı zamanda iyi bir arkadaş, Fiziksel görünüşün dışında da seni sen olduğun için
sevebilecek ve bunu kaldırabilecek birini eş olarak seçmelisin!!!
Dünya da böyle biri var mı? diye sorabilirsiniz şimdi. Emin ol var!! Tabii ki sayıları fazla değil.. Hatta hayatta insanın karşısına ya 1 ya da 2 kere çıkar, belki de hiç çıkmaz... Önemli olan onu fark edebilmek.


** * İşini doğru seç...
Doğru iş rahat iş değildir.
Çok kazandıran iş de değildir.
Kariyer de değildir.
Klimalı büro ortamı da değildir..
Doğru iş olmaktan zevk aldığın yerdir.
Sabahleyin kalktığında gitmekte üşenmediğin, bıkmadığın yerdir.
Tabii yanında rahatlık, para, kariyer varsa ne ala...


** * Arkadaşlarını doğru seç.
Çok sayıda arkadaşın olması "iyi arkadaşın" olduğunun ispatı değildir.
Güzel günlerdeki arkadaşlıklar geçicidir. Mutluluklarının yanında, acılarını da
paylaşabileceğin, Fikirlerine ihtiyaç duyabileceğin, Her zaman yanında olmasını isteyeceğin, Senin madden değil manen zengin eden, Bir tek arkadaş sana çok şeyler katacaktır.

KEŞKE DEMEMEK İÇİN BUNLARA DİKKAT ET...

Kimsenin Yaptığı Yanına Kalmaz

Kimsenin Yaptığı Yanına Kalmaz


YAŞADIĞIMIZ ZAMANDA İNSANLAR YAPTIKLARI İŞLERİN KENDİLERİNE BİR DAHA DÖNMEYECEĞİNİ YANLARINDA KALACAĞINI ZANNEDEREK ÇOK KÖTÜLÜKLERİN ALTINA İMZA ATIYORLAR VE BUNU KAR SAYIYOR OYSA BUNLARIN HEPSİ DÜNYADA OLMASSA DA EBEDİ YURTTA MUHAKKAK KARŞILIĞINI BULACAKTIR.

NE YAPARSAN YAP HESABINI VERECEKSİN DİYOR BÜYÜKLER LÜTFEN İNSANLARA KARŞI YAPTIKLARIMIZDA  HESAP GÜNÜNÜ UNUTMAYALIM VE ONA GÖRE YAŞAYALIM VEYA DAVRANALIM SONRASI DÖNÜŞÜ OLMAYAN ÇOK BÜYÜK PİŞMANLIK OLABİLİR.


Abbasi halifelerinin beşincisi Harun Reşid, sarayının bahçesindeki bir gül fidanını çok beğenir. Yaprağı, kokusu, görünüşüyle dikkatini çeken gülü özel bakıma alması için bahçıvana emir verir.

Bahçıvan üzerine titremeye başlar gülün. Ne var ki, sakınan göze çöp batar derler ya. Aynen öyle olur. Bir sabah bahçıvan gelip bakar ki, gülün dalına konan bir bülbül, ne kadar yaprak varsa hepsini gagalayarak yere düşürmüş. Tek yaprak bırakmamış gülün başında... Korku içinde koşar halifeye:

- Sultanım der, üzerine titrediğimiz gülün yapraklarını bir bülbül gagalayarak yere dökmüş, tek yaprak bırakmamış gülün başında... Harun Reşid, telaş etmeden cevap verir:

- Üzülme efendi üzülme, der. Bülbülün yaptığı yanına kalmaz!.

Rahat bir nefes alan bahçıvan işine döner. Bir gün bakar ki, bir yılan yaprakları düşüren bülbülü yakalamış, yutmak üzere, otların arasında kayıp gidiyor. Heyecanla yine halifeye gelir:

- Sultanım der, bülbülü bir yılan yakalamış, yutarken gördüm.

Sultan yine telaşsız:

- Merak etme efendi der, yılanın yaptığı da yanına kalmaz!.

Bahçıvan yine işine döner... Bir ara bahçede çalışırken otların arasında yılanı görür. Hemen elindeki küreğiyle darbe üstüne darbe indirerek yılanı orada öldürür. Sevinçle geldiği halifeye durumu anlatır:

- Sultanım der, bülbülü yakalayan yılanı ben de bahçede otlar arasında yakalayıp küreğimle öldürdüm. Harun Reşid yine sakin:

- Bekle efendi bekle der, senin de yaptığın yanına kalmaz!. Nitekim çok geçmez bahçıvan hatalar yapar. Yakalayıp halifenin huzuruna çıkarırlar. Cezalandırılmasını isterler. Halife emrini verir.

-Atın bunu zindana!. Hemen yaka paça zindana doğru götürürken geriye dönen bahçıvan şunları söyler:

-Sultanım der, bülbülün yaptığı yanına kalmaz dediniz, onu yılan yuttu. Yılanın yaptığı yanına kalmaz, dediniz, onu da ben öldürdüm.

Şimdi benim yaptığım da yanıma kalmıyor, sen zindana attırıyorsun.. Herkesin yaptığı yanına kalmıyor da seninki mi yanına kalacak? Demek sana da bir yapan çıkacak... Öyle ise gel sen bana yapma ki bir başkası da sana yapmasın!..

Harun Reşid, doğru söyledin bahçıvan, diyerek:

- Bırakın bahçıvanı, çiçekleri sulamaya devam etsin!.. Derler ki:

- Sultanımız, yaptığı yanına kalır!..

- Hayır der, kimsenin yaptığı yanına kalmaz. En ağır şekliyle ahirette ödemeye tehir edilir. Ama gafil insanlar bunun farkına varamaz da, yaptığı yanına kaldı sanırlar!..

Evet,Kimsenin yaptığı yanına kalmaz. Bunda hiç şüpheniz olmasın. Yanına kaldı sanılanlar daha ağırıyla ahirette ödemeye tehir edilirler. Ne var ki, gafil insanlar bunun farkına varamaz da yaptığı yanına kaldı sanırlar.

Çocuk Yetiştirirken İhtiyacınız Olacak

ÇOCUK YETİŞTİRİRKEN İHTİYACINIZ OLACAK  13 ALTIN KURAL


İngiltere'nin Londra şehrindeki "Guy's Hospital" hastanesinde çocuk psikiyatrisi servisinde yatmakta olan Kevin Hickey (15) adlı bir çocuk doktorlara göre anne ve babasının kendisini eğitememeleri sonucu bunalım geçirerek hastaneye düşmüştü. Yapılan zeka ve kültür testleri Kevin 'in aslında son derece aklı başında bir çocuk olduğunu ortaya koyuyordu. Kevin bir gün hasta yatağında kağıdı kalemi eline aldı, kendi durumunu anne ve babasını düşünerek anne ve babalara hitaben 13 altın öğüt yazdı. Küçük Kevin 'in yazdığı bu öğütler şimdi İngiltere'de doktorların bir numaralı rehberi.


1- Beni şımartmayın. Her istediğim şeyi elde edemeyeceğimi biliyorum, Sadece sizi deniyorum.


2- Bana tatlı-sert davranmaktan çekinmeyin. Bunu tercih ederim benim daha güvenli hissetmemi sağlar.


3- Benim kötü huylar edinmemi engelleyin. Bunların erkenden ortaya çıkarılmasında ve önlenmesinde size güveniyorum.


4- Benim yanlışlarımı başkalarının önünde söylemeyin. Benimle yalnız konuşursanız söylediklerinizi daha iyi anlarım.


5- Sizden nefret ettiğimi söylediğimde üzülmeyin. Aslında sizden değil beni engelleme gücünüzden nefret ediyorum.


6- Herhangi bir şeyin sonucunda beni kurtarmayın. Bazen acı veren bu yolla öğrenirim.


7- Benim küçük hastalıklarımı büyütmeyin. Bunları yenecek güçteyim.


8- Düşüncesizce yerine getiremeyeceğiniz şeyleri yapacağınıza söz vermeyin. Bu sözler yerine getirilmediğinde çok kırıldığımı unutmayın.


9- Kendimi istediğim kadar iyi anlatamadığımı unutmayın. Bunun için ara sıra yanlışlarım çıkar.


10- Dürüstlüğümü fazla zorlamayın. Kolayca korkup yalan söyleyebilirim.


11- Tutarsız olmayın. Benim kafamı iyice karıştırır ve size olan güvenimi sarsar.


12- Benden özür dilemeyecek kadar gururlu olmayın. Bazen içten bir özür beni size çok yakınlaştırabilir.


13- Unutmayın ki büyümek için sizin çok ve anlayışlı sevginize muhtacım, ama bunu size söylemem gerekmez değil mi?

sevgi ve saygılarımla

BANANECİLİK

Zamanının en kudretli padişahlarından Kanuni Sultan Süleyman'ın Bir devletin İnkisarı(yıkılması )neyle olur diye bir soruya kafası

takılır ve akıl sahibi insanları makamına çağırtarak onlara sorar ama merakı dinmez

Zamanının Evliyası olan Yahya efendiye bir name gönderir ve sorunun cevabını ister.Yahya efendide bir küçük not yazar ve gönderir.

Kanuni buna çok bozulur.Yahya efendinin yanına gider

-Abi biz sana çok değer veriyoruz ama sen bizim çok önemli bir sorumuza bile cevap vermiyorsun diyerek kırıldığını ifade eder..

yahya efendide

-Padişahım ben cevabı yazdım okumadımmı

-Okudum sadece NEME LAZIM(BANANE) yazıyordu.

-Padişahım! işte cevap odur. Bir devlette NEME LAZIMCILIK (BANANECİLİK) artarsa o devlet yıkılmaya mahkumdur

Arkadaşlar bir ailede bir toplumda bir millette ve devlette NEME LAZIMCILIK bananecilik artarsa sizce neler olur

sevgi ve saygılarımla

İnsanın Gelişim Bahçesi

İnsanın Gelişim Bahçesi

--------------------------------------------------------------------------------

Bir gezginin yolu günün birinde bir bahçeye varmış. O bahçede yalnız gül yetişirmiş. Birbirinden narin ve zarif güller. O güller kadar zarif ve
latif bir hatun kapı onünde duruyormuş. GEZGIN hatuna hayranlık ve saygı ile yaklaşıp kendisini takdim etmiş. Ve hatundan adını bağışlamasını istemiş.

HATUN : Bana SEVGİ derler.
GEZGİN: Sevgi hatun burada yalnız mı oturuyorsunuz?
SEVGİ : Hayır eşimle beraber oturuyoruz. Ona İLİM derler. Şu anda bahçede çalışıyor. Bıkmaz yorulmaz bir kişidir.
GEZGİN: Bahçeyi dolaşmama izin var mı?
SEVGİ : Hay hay...lütfen ayakkabılarınızı çıkarında SAYGI dediğimiz şu terlikleri giyin . Onlar öylece konuşurken İLİM çıkagelmiş.
Bahçeyi birlikte dolaşmaya başlamışlar. SEVGİ önde İLİM ve GEZGİN arkada yürüyorlarmış. Her gülün bir adı varmış. MUTLULUK, HOŞGÖRÜ, SABIR, KANAAT, ADALET, İRADE, ŞEFKAT, MERHAMET, AKIL, HİKMET, KUDRET, SAMİMİYET, TEVAZU, FAZİLET VE... bu kadar çeşitte ve bu kadar yoğunlukta güzellik bu kadar bakım ve özen, böylesine bir düzen karşısında heyecanlanan ve hayrete düşen gezgin, bahçıvan ilim efendiye sormuş:

GEZGİN: Siz hangi gülün hangi isimde olduğunu bazen karıştırıyormusunuz?
İLİM: Bazen şaşırdığım oluyorsa da SEVGİ hemen yardımıma koşuyor bana doğru ismi hatırlatıyor.
GEZGİN: Güllerin erip eriştiği bu toprağın bir özelligi var mı?
İLİM: Özelliği olup olmadığını bilmiyorum. Bu toprağı bize VEFA adında bir dostumuz getirir. VEFA dostumuzun dediğine göre, örneğin;
MERHAMETLİ bir insan görünce, ondan oluşan toprağı bize getirir, bizde onu MERHAMET gülünün altına serpiveririz veya ŞEFKATLİ bir insan
görünce ondan oluşan toprağı bize getirir, bizde o toprağı ŞEFKAT gülünün altına sereriz ve bu böyle devam edip gider.

GEZGİN: Güller arasında aşı yapılıyor mu?
İLİM: Elbette HAYAL gülüne GERÇEK i aşıladık; ÜMİT gülü oluştu. İMAN gülüne HİZMET i aşıladık; TESLIMİYET gülü oluştu.
HİKMET gülüne AKIL 'ı aşıladık; İRADE gülü oluştu. Bu aşıları sürekli yapmak zorundayız. Örneğin; o muhteşem ADALET gülüne KUDRET gülünü aşılamazsak, ADALET hemen sararıp soluyor. Aciz kalıyor. KUDRET gülüne ADALET'i aşılamazsak KUDRET gülünün toprağında ZULUM böcekleri üreyiveriyor.

GEZGİN: Bu aşıları siz mi yapıyorsunuz?
İLİM: Çelikleri ben hazırlıyorum ama aşıyı koyup kovuşturan eşim SEVGİ dir. O ilham kalemini eline alır, aşılanacak varlığın AKIL perdesini yumuşak yumuşak aralar, böylece o varlığın gönlüne ulaşır,oraya aşı çeliğini bir güzel yerleştirir. Sonra da oluşan bütün kader sicimi ile tatlı tatlı sarar.
Bütün bu isleri bu aşamaları her seferinde aynı dolgun zevk ve heyecan içinde seyrederim. Sanki o anda Rabbim yanımızdaymış gibi...

GEZGİN: Tercih ettiğiniz güller var mı?
İLİM: Aslında yok. Fakat eşim SEVGİ; HOŞGÖRÜ için 'o benim beş duyumdur.' der. SAMİMİYET için, 'o benim AHLAKIMDIR' der. TEVAZU için, 'o benim EDEBİM dir' der, ama ÜMİT'e fazlaca düşkün galiba... zira ÜMİT için 'o benim kanımdır' der durur...
Bir kaç gün sonra gezginimiz bir kasabaya varmış. Bir kahvehaneye girmiş. Burası oldukça tenha imiş. Kuytu bir köşede bir kişi oturuyor ve çay içiyormuş. Gezginimiz bu zata yaklaşmış, yanına oturmuş, kendisini takdim etmiş, adını bağışlamasını dilemiş.... o zat demiş ki:
ADEM: Bana ADEM derler. Gezginimiz başından geçenleri; gül bahçesini, iki soylu bahçıvanı, konuşmaları anlatmış. Adem dinlemiş.Sonunda demiş ki:


O bahçeye İNSANIN GELİŞİM (KEMAL) BAHÇESİ derler.

ALINTI.........

UÇURUM

UÇURUM
BİRGÜN JACK adında bir adam dik bir yamacın kenarından yürüyordu. Farketmeden kenara çok yaklaştığı bir sırada ayağı kaydı ve aşağı yuvarlanmaya başladı. Düşerken kayaların arasından sarkmış bir dalı yakalayıverdi. Korkmuş bir şekilde aşağı baktı, uçurum nerden baksan 1000 mt. derinliğinde vardı. O dalda sonsuza dek asılı duramazdı, yukarı çıkma şansı ise hiç yoktu.
Ve Jack yoldan geçen biri duyar ümidiyle bağırmaya başladı.
'İmdaat! İmdaaat! Yukarıda kimse var mıı? İmdaaat, yardım edin...' Saatlerce bağırmasına rağmen kimse onu duymamıştı.
Tam vazgeçmek üzereydi ki bir ses duydu.
'Jack! Beni duyuyor musun Jack?' {48}
'Evet, evet, duyuyorum. Burada, aşağıdayım.'
'Seni görebiliyorum Jack. İyi misin?' 'Evet, ama.. Sen kimsin, neredesin?'
'Ben senin Rabbinim Jack. Ben heryerdeyim.'
'Rabbim!? Yani Allah mı?'
'Evet Jack'
'Allah'ım lütfen yardım et. Sana söz veriyorum beni burdan kurtarırsan artık günah işlemeyeceğim. Çok iyi bir insan olacağım ve hayatımın sonuna kadar sana hizmet edeceğim.'
'Biraz yavaş ol Jack. Önce seni bir çıkaralım sonra bunları konuşuruz. Şimdi iyi dinle, sana yapmanı istediğim şeyi söyleyeceğim.'
'Allah'ım ne istersen yaparım sadece ne yapmam gerektiğini söyle.'
'Pekala Jack, dalı bırak gitsin.'
'Nasıl?'
'Bırak dalı gitsin dedim Jack. Güven bana. Bırak gitsin.
Uzun bir sessizlik oldu ve Jack tekrar seslendi.
'İmdaat! İmdaat! Yukarıda başka kimse yok muu?'
Kendinizi hiç Jack gibi hissettiniz mi? Her zaman Allah'ın bizden ne beklediğini bilmek isteriz, öğrendiğimizde ise üstesinden gelemeyiz. Genelde bu yol göze çok korkutucu, çok ağır gözükür. Ve biz başka yolları tercih ederiz. O bize 'Aramıza giren şeyleri bırak gitsin, ve hayatın pahasına bile olsa bana güven' dediğinde oldukça ürkütücü gelir. Ama O'na güvenip teslim olduğumuzda özgürlüğü ve gerçek emniyeti buluruz.

Cemal KARABEL   Karakalem net